Etiket arşivi: Savaş

Voice Over

Jose Martín Rosete, Luiso Berdejo

Birbirinin aynısı olduğu iddiasıyla üç aşırı durumu anlatan İspanya yapımı Fransızca dilinde 10 dakikalık bir film. Bilim kurgu, savaş, aksiyon ve dram unsurları içeren ve yönetmenine En İyi Sinematografi ödülü kazandıran filmin IMDb puanı ise 7.3/10.

***

Reklamlar

Bosna, Sarayevo, Hersek

    Bosna Hersek hakkında kim bilir neler söylenmiş, yazılmış, çekilmiştir. Ben de bir şeyler yazayım istedim. Bir kaç gün önce oradaydım, tuttuğum notlardan bu yazıyı ancak derledim. Büyük bir şans: savaş tanığı bir rehberimiz vardı. Yazı biraz karışık gelebilir çünkü hikaye çok karışık, kitapları dolduracak kadar da uzun elimden geldiğince özetlemeye çalıştım.

     Hepsinden önce aşağıda videosunu bulabileceğiniz Twice Born (Sen Doğmadan Önce) adlı filmi konuyla alakalı olduğu için tavsiye etmek istiyorum. Bir belgesel ya da savaş filmi değil, yalnızca savaş zamanında, Sarayevo’da geçen karmaşık bir aşk hikayesi. Etkileyici bir yapım, özellikle son sahnelerde duygu dolu anlar yaşayacağınıza emin olabilirsiniz. Filmi bana izleten, bolca Sarayevo içermesiydi.


 
     Sarayevo ya da kullanılan başka bir adıyla Saraybosna, en sevdiğim şehirler arasındaydı. Sebebi savaştı. Şehir hakkında savaştaki halinden başka bir şey bilmiyordum. Gitmemiştim, görmemiştim; zaten savaş sona erdiğinde bu gezegen üzerinde 1 yıldır bulunuyordum. Balkan müzikleri dinler, Bosna belgeseleri izlerdim. Hala da öyleyim.

    Belirttiğim gibi bir kaç gün önce Sarayevo havasını nihayet soluyordum. Savaşın izleri hemen hemen silinmişti. Ancak bazı binaların duvarlarında kurşun izlerine rastlamak için fazladan dikkate ihtiyaç yoktu. İlk tepkiler çoğu zaman “aa onlar kurşun izleri mi” oluyor devamında yerini sessizliğe bırakıyordu. Sessizlik dediysem binanın karşısına bakıyor, çevreye bakıyor insan. Bazı duvarlarda binlercesini görüyor. Olan biteni hayal etmeye çalışıyor.

     Şehirdeki yapılara, isimlere, dile bakılırsa Osmanlı etkileri her köşesinde görülebilir. 14. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Osmanlı’ya bağlı kalan şehir Avusturya-Macaristan imparatorluğuna Berlin Anlaşması ile verilir.  Tarih derslerinden hatırlarız bir Sırp genç, Avusturya-Macaristan arşidükünü suikast sonucu öldürür ve I. Dünya Savaşını başlatan kıvılcımdır bu. İşte olayın gerçekleştiği Latin Köprüsü de Sarayevo’dadır. Bosna kendini bir savaşın içinde bulur.  1918’de Yugoslavya kurulduğundan Sarayevo, yani Saray (Ova)sı da bu krallığa dahil olur. II. Dünya Savaşında ise Bağımsız Hırvatistan Devleti’nin işgaline uğrar.

     Nihayet 1992’ye gelindiğinde Bosna Hersek referandum ile bağımsızlığını ilan eder. İnsanları kendileri olmanın, bağımsız olmanın keyfini çıkarmaya başlayamadan aynı yılın Mayıs ayında bir sabah, çok sıradan bir günde bombalar düşmeye başlar. Şöyle hayal edin: Yarın sabah çok güzel bir güne uyanacaksınız, ve siz bahçeli evinizin bahçesinde savaş ilan edildiğinden habersiz yan komşunuz ile kahvaltı yapıyorken bölgeye bombalara düşmeye başlıyor. Evlerin bodrumlarına kaçıyorsunuz. Elektrikler kesiliyor şanslıysanız neler olup bittiği sadece pilli bir radyodan öğrenebiliyorsunuz. Karanlık yıllar başlıyor. Sırplar bir yandan Hırvatlar bir yandan Boşnak halkının üzerine geliyor. Daha sonra Sırplar, Hırvatlara saldırdığında ise Boşnaklar ve Hırvatlar ‘bazı bölgelerde’ aynı safta yer alıyorlar. Tam bir kaos.

   Yıllar gerçekten karanlık. Sırp keskin nişancılar sadece şehirde değil dağlarda dolanıyor, gündüzleri evleri çıkmak mümkün değil, yiyecek stokları her geçen gün tükeniyor. Bazı yerleşim yerlerinde baskınlar yapılıyor, kadınlar tecavüze uğruyor. Tecavüz edilen kadınlar Sırp kanı taşıyan çocukları doğursun diye gözetimde tutuluyor. Bugün Bosna Hersek’te devlet tarafından bakılan, tecavüz sonucu dünyaya gelmiş 40.000 kişi olduğu tahmin ediliyor. Kendileri durumdan mümkün olduğunca habersiz bırakılıyor, çoğu sadece yetim olduğunu biliyor.

   Karanlık yıllarda tarlalara sadece geceleri ekim yapma fırsatı olsa da, askerler hasat zamanı geldiğinde yangınlar çıkararak her şeyi yok ediyor. O günlerde 25 kg’lık un için 1250€ gibi uçuk rakamlar biçiliyor. İnsanlar elde ettikleri mısırları öğüterek un ve bu undan ekmek beraberinde buldukları meyvelerden pekmez yaparak hayatta kalıyorlar. Dış ülkelerden yardım geldiğinde savaşın kayıpları yetmezmiş gibi uçaklardan rastgele atılan konteynerlerin üzerine düştüğü insanlar da hayatlarını kaybediyor. Türkiye’den gelen yardımlarla Boşnak halkı o güne kadar nasıl pişirildiğini dahi bilmediği yeşil mercimek ile tanışıyor.

   Hazırlıksız yakalandıkları bu savaşta cephede 5 askere 1 silah düşen şartlarda direnmeye çalışıyorlar ancak ilk iki yıl içerisinde ülke tamamen Sırpların eline geçiyor. Dışardan silah satın almaya başlayan Boşnaklar, gelen yardımların da desteğiyle varlık göstermeye başlasa da Birleşmiş Milletlerin olaya el atmasıyla her şey daha da trajik bir hal alıyor. BM, güvenli bölgeler oluşturulmasına karar veriyor. Silahsız insanların yaşayacağı, savaşa dahil olmayan ülkelerin askerinin koruduğu bölgeler. Bunlardan biri de Hollanda askerinin sözde koruduğu Srebrenitsa.

     Srebrenitsa’da olanları tüm dünya maalesef izledi. Bir gecede 9.000 insanın öldüğünden bahsedilir çoğu kaynakta. Srebrenitsa katliamı…

   BM, kirli ellerini yıkamak istemiş olacak ki olayları durdurması için Sırp tarafına uyarıda bulunuyor. Barış o uyarı üzerine yapılsaydı, bugün tek bir bütün Bosna Hersek’ten bahsedebilecektik; ancak olaylar, BM’nin Belgrad’ı bombalaması ile sonuçlanıyor. Vurulan binaları Belgrad’da o günkü halleriyle görmeniz mümkün, olduğu gibi bırakılmışlardır. 1995’te savaş Dayton Antlaşması ile sona erdiğinde savaşta kimse kazanamamış görünüyordu ancak söz konusu antlaşmanın bir şeyler planladığı bugün Bosna Hersek’e bakıldığında anlaşılabilir.

   Dayton Antlaşması ile ülke Bosna Hersek federasyonu, Sırp Cumhuriyeti ve bir özerk bölgeye bölünmüştür. Bosna Hersek federasyonu kendi içine 10 Kanton’a, Sırp Cumhuriyeti bölgesi de iki birime ayrılmaktadır. Yani bugün bakıldığında ülkede bürokrasi son derece gelişmiştir. Zira toplamda 13 hükümet, 16 parlamento bulunmaktadır. Millet vekili dağılımından, söz haklarına kadar dünyanın en karmaşık yapılarından biridir ülkenin siyasi yapısı ayrıntılı bilgi http://www.tuicakademi.org/index.php/kategoriler/balkanlar/3915-bosna-hersekin-karmasik-idari-yapisi‘ten okunabilir.

Genel tabloya baktımızda eğer Sırp bölgesi, Bosna Hersek’ten ayrılırsa ülke toprakları %49 küçülecektir. Bu, savaşla elde edilemeyen başarıyı kağıt üzerinde elde etme amacını akla getiriyor. Hırvat, Boşnak ve Sırplar: aynı evde ayrı yaşamaya çalışan insanlar gibi… Bu ülkenin başına gelecekte neler gelebilir siz düşünün.

Hastalanmak (Kurgu içerir)

Önce boğazım şişti. Bu bir uyarıydı. Gerekli müdaheleleri yaptım ancak bu basit bir şişlik değildi. Er ya da geç iltihaplar bademciklerimde baş gösterecekti.

Buna sebep olanların dün öğlen 12’de vücuduma girmiş olan iki bakteri olduğunu kabul edersek. İyi ihtimalle vücut birini etkisiz hale getirmiş olmalı. Diğeri gene en iyi ihtimalle yarım saatte bir bölünecektir. Üzerinden bir gün geçti (yazıyı 12:00’da yazıyorum) tahmini sayılarının 281 trilyonu geçmiş olması gerekiyor. Buda 93 gramlık bir populasyon demek. Bir çeyrek altın 1,7 gramdır.

Sürecin normal akışında vücudum sayılarının bundan daha fazla artmasına izin vermeyecektir. Ama bu 93 gram ne olacak?

Büyük bir kısmı bademciklerde yakalanmış durumda ve bademcik bir savaş alanıdır. Lenfosit askerler ve düşman bakteriler savaş halindedir. Sadece burada değil vücutta kan giden her yerde buna benzer savaşlar oluyor şu an içimde.

Ben buna seyirci kalırsam ne mi olur?

Savaşa odaklanan vücudum kendini unutur. Beynim yavaşlar, kaslarım gevşer, halsizlik başlar. Ve gene tepkisiz kalırsam vucüdum askerlerin silahlarını daha iyi kullanması için sıcaklığı artırır. Ama dedim ya vucüt kendini unutur diye. O sıcaklığı o kadar artırır ki sonunda beynim zarar görür ve komuta merkezi, karargah düşer. Gerisi bakterilerin zaferidir.

Buna engel olmak için ilaçlarım var. Antibiyotikler, vitaminler, mineraller ve diğer kimyasallar. Hepsi savaşa destek olmak için. Vatanı korumak, motivasyonu düşürmemek için.

Elbette ilaçları da abartmıyoruz. Bir cepheye yardım için gönderiler yabancı askerler yeterince çoğalırsa ne olur? Elbette! kendi savaşlarını başlatırlar.

Doktorlara bu yüzden ihtiyaç vardır. İnsan asker tedarikçisi, lojistik destekçidir. Doktor ise savaşın bizden yana olan komutanı.

Vücuda giren yabancıların ne kadar etkin olduklarını öğrenmeye çalışın, bakterilerin yapabilecekleri ve virüslerin işleyişini. Dahası hastalıkları ihmal etmeyin, kontrolsüz çoğalmaları içinize sığmayacak hale gelirse. Dondurmanın tadını, müziğin sesini, yazın sıcaklığını ve baharın renklerini bir daha asla göremeyebilirsiniz.

Savaş Sıkıntıları

Bir

Konvoyun güvenli geçişi için yolu güvenli kılmakla görevliyim. Elimdeki er, tank ve ciplerle kasabanın meydanını ancak kontrol altına alabiliyorum. Mühendislerimin yeni ağır silahlar üretebilmeleri için kaynağa ihtiyacı var. Kaynakları ele geçirmek için görevlendirdiğim birlikleri korumak için yeterli gücü toplayamıyorum. Panzerler geldiğinde tankları onlara yönlendirmem gerekiyor. Kasabanın girişinde düşman tank üretim merkezi var. Mühendislere bu merkezi yok etmeleri için emir verdiğimde kaynaklara geri dönemeden ana üssü kaybediyorum. Düşman mühendisleri, tanklarla birlikte geziyor ve sürekli tamir desteği veriyorlar. Erler ise topçulara karşı savunmasız kalıyor. Panzerlere karşı en etkili yayalar olan topçu birliği için gene kaynak gerek. Kasabanın üç girişi var konvoy ilk girişten girip kasabayı geçmeli ancak çıkışlardan kasaba dışından gelen panzerlere mayınlar dahi zarar veremiyor. Ağır silahlar düşman mühendislerini almaya yetiyor ancak tanklara gene tanklarla müdahele etmek gerekiyor. Bu müdaheleye ayrılan birlikler yüzünden eldeki kaynaklara düzenlenen saldırılara karşılık verilemiyor. Kasabanın kontrolünü %100 ele geçirmek gerek. Bir kaç tank ve mühendislerle bu mümkün değil. Hava desteği sağlanmadıkça karasal üstünlük düşmanın elinde. Konvoy bu kasabayı kullanırsa savaşı kaybederiz…

İki

Makineli silahlarla donatılmış ciplerin panzerlere karşı nerdeyse hiç bir etkisi olmuyor. Erleri bomba yerleştirmek için tankların arasına sokmak akıl karı değil. Topçu atışları ise düzensiz. Tankların hareket halinde olmaları topçuların konum değiştirmek için vakit kaybetmelerine neden oluyor. Vakit ve kaynakları bolca kullanan makineli silah tabyaları ise panzerlerin atışlarıyla kolayca dağılıyor. Panzerler eşliğinde kaynaklara gelen düşman mühendislerine tanklar ile karşılık vermek gerekiyor. Yeterli tank üretmek için yeterli kaynak ele geçirmek şart; ancak kaynakların yakınında bir tank savar birliği bekliyor. Mevcut kaynakları savunan tankları yeni kaynaklara yönlendirmek eldekilerin kaybına yol açıyor. Erlerin 6’şarlı timler halinde çalışmaları panzerler karşısında dezavantaja dönüşüyor. Bir panzer atışı 6 eri tek seferde yok edebiliyor. Ancak 6 er üretmek bu kadar hızlı olmuyor. Hava desteği olmadan ve üstünlük onlardayken savaşmayı göze almak, yapılacak en yanlış hamle. İçinden çıkılması zorunlu olan bu durum stratejiden çok şans gerektiriyor.