Etiket arşivi: Açık Bilim

Açık Bilim’de Yayınlanmış Yazılar

Sinemadan Edebiyata: Çılgın Bilim İnsanı

Dağınık saçları, kurnaz bakışları, boğazlı önlüğü ve eldivenleriyle çılgın bilim insanı figürüne dünya klasiği romanlarda, dizilerde, sinema filmlerinde, çizgi-romanlarda ve daha pek çok alanda oldukça sık rastladığımız bir gerçek. Özellikle bilim-kurgu türünün olmazsa olmazlarından sayılan bu çılgın bilim insanları Howie tarzı boğazlı önlükleri Almanca’dan devşirme soyadları ve kendilerine özgü aksanları ile kahkaha atan sinir bozucu bir klişeye dönüşmüş durumda.

Açık Bilim/ Eylül ’14/ Sinemadan Edebiyata: Çılgın Bilim İnsanı

Reklamlar

Eve Kapanmak İçin Bir Sebep: Microsoft Kinect

 

6601740519_be2f2abca5_o

Bugün oyun konsolu dendiğinde üstü tozlanmış Atari’ler bir yana Sony’nin Play Station’ı özellikle Türkiye’de akla ilk gelen üründür. Şüphesiz, yıllardır hayatımızda. Bu oyun konsolu, Atari’den nasibini almış bir nesil için muazzam bir sıçramaydı, hatta kaliteydi. Elbette her teknolojik ve ticari ürün gibi gelişimden nasibini aldı. Sony’nin oyun dünyasındaki yükselişi, markalaşması Microsoft’u ve bu işe yıllarını vermiş Nintendo’yu da kamçılamış olmalı ki oyun sektörü son 20 yıl içinde muazzam bir ilerlemeye tanık oldu. Bu ilerlemenin sonucu, daha hızlı işlemciler ya da daha gerçekçi görseller değil, video oyunu anlayışının değişimiydi.

Açık Bilim/ Mart ’14/ Eve Kapanmak İçin Bir Sebep: Microsoft Kinect

Biyolojik Savaş ve Biyosilahlar

7420953520_e7b5434107_b

Kimse bilmezdi gerçekte ne olduğunu, olan bitene hastalık demişlerdi sadece. Kim bilir belki de hastalıkları tanrılar veriyordu; üzerine gittik. Zamanla öğrendik o ufak canlıları, hastalıklara bakış açımız da değişti ya da daha az korkuyorduk artık. Zamanla bizim sözümüz geçmeye de başlamıştı. Hastalıkları yenebiliyorduk ya da birbirimize hastalıklarla saldırabiliyorduk. İnsanlığın gelişimini kim durdurabilir; laboratuvarlar kurduk, hastalıklar üretmeye başladık. Silahlarımız vardı, hastalık saçıyordu. İnsanlık hiç diyor mudur kendine, keşke bilmeseydik gerçeği diye?

Açık Bilim/ Aralık ’13/ Biyolojik Savaş ve Biyosilahlar

Yüzde Sıfır Faizle Biyolojik Bankacılık

Günümüzde insanoğlu hastalıklarla mücadelesini genetik platformda sürdürüyor. En yaygın, başımızı en çok derde sokan hastalıkların genetik temellerini anlamaya çalışıyoruz. Bu çalışmalar kaçınılmaz olarak çok sayıda uygun biyolojik örneğe ihtiyaç duyuyor. İşte tam da bu noktada bu yükü biyobankalar sırtlanıyor. Bildiğiniz bankaları unutun. Burada düşük faizli ihtiyaç kredileri yok. Yaşamın ta kendisi var.

Açık Bilim/ Şubat ’14/ Yüzde Sıfır Faizle Biyolojik Bankacılık

Gama Işınları Değil, Hulk Yeşildir

 

Sinema ve yaygınlaşan internet kullanımı sayesinde çizgi-roman karakterleri neredeyse Hollywood yıldızları kadar ünlü oldular. Örümcek Adam’ı, Superman’i ya da Batman’i bilmeyen yoktur. Özellikle 2003 yılındaki sinema filminde çoğu insan Marvel’ın çizgi-roman karakteri yeşil bir dev ile tanıştı: Hulk (“halk” diye okunur). Bu yeşil çizgi karakter aynı zamanda gama ışınları ile anılıyordu.

Açık Bilim/ Ocak ’14/ Gama Işınları Değil Hulk Yeşildir

 

Thor’un Çekici: Mjöllnir

Thursday, İngilizcede perşembe gününü ifade eder. Bugün çoğu dil bilimci bu kelimenin kökeninin “Thor’s Day” olduğunda fikir birliğine varmışlardır; Türkçe karşılığı ise “Thor’un Günü”dür. Daha çok Marvel çizgi-romanlarından ve filmlerinden aşina olduğumuz Thor, ilhamını İskandinav mitolojisinden alır. Yunan mitolojisindeki baş tanrı Zeus gibi İskandinav mitolojisinde de bir baş tanrı vardır: Odin. Thor, Odin’nin oğludur. Kelime anlamı “parçalayıcı” olan Mjöllnir ise Thor’un gücüne güç katan ünlü çekicidir. Bu çekiçle yıldırımlar, fırtınalar, depremler yaratabilir hatta uçabilir. 2011 yılında yayınlanan sinema filmi “Thor”da çekicin “ölü bir yıldızın kalbinde dövüldüğü” söylenir; Brokk ve Eitri adında iki cüce tarafından… Çekiçle ilgili tartışmayı başlatan da bu bilgidir.

Açık Bilim/ Kasım ’13/ Thor’un Çekici: Mjöllnir

İnsanoğlu Alglerle Ciddi Düşünüyor

Copyright: Michael Burton and Michiko Nitta http://www.burtonnitta.co.uk

İnsanlık, gelişiyor. Bunun sonucunda kendi eliyle yok ettiği doğaya karşı vicdani sorumlulukları da giderek artıyor. Bir yandan sürekli tahrip etmekte olduğumuz doğayı kurtarma mücadelesi içindeyiz. Doğanın sürekli bizim için çalışmasını bekliyoruz; karşılığında kirli havalar, zehirli atıklar veriyoruz. Arada sırada doğa, bizlere haddimizi bildiriyorsa da (deprem, volkan vb.). Bu konuda yeterince akıllanmış sayılmayız ancak bazılarımız hem bizi hem de aslında hayatta kalmak için muhtaç olduğumuz doğayı kurtarmaya çalışıyorlar ve bu amaçla sayısız fikir üretiyorlar. Bu fikirlerden bazıları da Dünya yaşamı için çok önemli olan algleri merkeze alıyor. Sadece bilim insanlarının değil, sanatçıların da algler ve gelecek hakkında söylemek istediği pek çok şey var.

Açık Bilim/ Ekim ’13/ İnsanoğlu Alglerle Ciddi Düşünüyor

Açık Bilim’de Yazmak

 Kişisel bloglarımda bugüne kadar onlarca yazı yazdım bir çoğu bilimsel konular içeriyordu. İstatistiklere sürekli bakardım. En yüksek rakamlı örneği vermem gerekirse: en yüksek ‘tıklanma’ oranına sahip yazım 167 tıklama ile Klonlamaya Dair başlıklı yazım. Üç yıldır(tumblr’da başlayarak) blog yazıyorum, dürüst olmak gerekirse istatistiklerden hiçbir zaman tatmin olmadım ve aslında sürekli yazma çabamı daha üst seviyeye taşımak için yollar aradım. Bir ara Hürriyet’in Bumerang sitesi ile bloglarımı tanıtmaya çalıştım, kısa vadede işe yaradı da; ancak bir türlü tatmin olmuyordum Facebook’ta bir sayfa bile açtım.

 Açık Bilim’i nereden ya da nasıl bulduğumu hatırlamıyorum ama ana sayfasında Yazarımız Olun diyordu. Benim için çok özel bir fırsattı. Uzun zamandır “daha çok kişiye, çok daha ciddi yazmalıyım” diyordum. Üstelik en sevdiğimden, bilim yazacaktım. Başvurmamak elimde değildi. O zamanki blogumu da yazılarıma referans gösterdim. Geri dönüş olumluydu, öncelikle Konuk Yazar olarak yazacaktım. Hemen konu aramaya başladım, işe koyuldum. Bu sırada kendi bloglarımda dikkat etmediğim bazı çok önemli ayrıntılar burada kesinlikle çok önemliydi (aksi de beklenemez): kaynak belirtmek ve telif hakkı bulunmayan fotoğraflar kullanmak. İlk yazım için bunlar, aslında işin en zor yanlarıydı, hala da öyleler. İlk yazımı yazdığımda ilk editör düzenlemesiyle de tanıştım. Kendin yaz kendin yayınla işine fena alışmıştım. Nihayetinde üç ay boyunca Konuk Yazar kimliği ile yazdım ve beni aralarında asıl yazar olarak görmek istediklerini belirten bir mail ile kendi adımla bir Açık Bilim yazarı oldum. Hikaye böyle.

 Açık Bilim, başlangıçta bir kaç bilim gönüllüsü tarafından kar amacı olmayan (reklamlar ile site içeriğini gölgelemeyen) bir çevrimiçi dergi olarak kuruldu ve geçtiğimiz iki yılda yeni yazarların katılımıyla kocaman bir aileye dönüştü. Kurucu yazarlarından Tevfik Uyar’ın NTV’ye verdiği röportajdan bu oluşum hakkında çok daha fazlasını öğrenebilirsiniz.

 Gelelim en güncel konuya. Açık Bilim bu Kasım ayında iki yaşını doldurdu ve 25. sayısı ile üçüncü yılına girdi ve bir doğum günü partisi vardı. Fazla da söze gerek yok. Aşağıdaki linklerden siteye ve bazı içeriklerine ulaşabilirsiniz.

 Açık Bilim web adresi: http://www.acikbilim.com

 İlk sayı Kasım ’11: http://www.acikbilim.com/2011/1

 Yazıların seslendirmelerine erişebileceğiniz cepyayın sitesi: http://cepyayin.acikbilim.com/

 Benim yazılarım: http://www.acikbilim.com/author/seyitzor