Kategori arşivi: Teknoloji

Ucuz Bir Kartonla Açılan Sanal Gerçeklik Kapısı

Tuhaf, sıradışı tecrübeler yaşamak için teknolojinin yeterince gelişmesini mi beklemeliyiz ya da cüzdanımızın yeterince dolu olmasını?

Tek ihtiyacımız olan biraz inovasyon, yaratıcılık ya da pazarlama becerisi nasıl adlandırırsak adlandıralım yıllarca varlığını bildiğimiz ve gözümüzde büyüttüğümüz sanal gerçeklik bize bir karton kadar uzaktaymış. Bunu fark etmemizi geçtiğimiz yıl Google sağladı. Sonrasında zaten sanal gerçeklik gözlükleri bir trend yakaladı ve hayatın neredeyse bir parçası oldu, olmak üzere.
Ucuz Bir Kartonla Açılan Sanal Gerçeklik Kapısı yazısının devamı

Reklamlar

“Engelli Dostu Teknoloji”

Geçtiğimiz gün organizasyon gönüllüsü olarak katıldığım Things Kamp 2015 etkinliğinde Oğuz Aybaşakkaya’nın “Engelli Dostu Teknoloji” sunumundan kazandıklarımı buraya aktarma ihtiyacı hissediyorum.

Aybaşakkaya’nın kendisi gibi görme engelli kişilerin hayatlarının kolaylaştırılması adına bakılması gereken açıyı hatırlatan sunumunun adından da anlaşıldığı gibi odak noktası teknolojiydi. Vermek istediği mesajı ise sonunda herkese ulaşmıştı: “Görme engelliler için yapmanız gereken şeyler sandığınızdan çok daha kolay”

Hayatın karmaşasında ya da görebilen hayatlarımızda oldukça önem verdiğimiz tasarımın görme engelliler için değil onlar ile yapılabilme ihtimaline ilk kez dün uzun süre kafa yordum. Bunun sebebi sunum sırasında Aybaşakkaya’nın bizlere hatırlattığı düşünmeyi bıraktığımız detaylar ve özel olarak sıradan görünen web sitelerinin göremediğimiz kısımlarını görüyor oluşuydu; kodlarını.

Görme engellilerin en çok faydalandığı duyu şüphesiz işitme duyusudur. Internet kullanımlarını bu duyu sayesinde bizim kadar hızlı gerçekleştirebildiklerini gördüğümde ufak bir aydınlanma yaşamadım değil. Bu konuda bizden aslında tek bekledikleri onlar için tasarlanan bir web sitesi değil, kodları onları da düşünerek yazılmış bir web sitesi. Bunu biraz açmak gerekirse örneğin “Kayıt Ol” butonu bir görsel ise ve kodlarda herhangi bir metin olarak etiketlenmediyse, görme engelli kullanıcılar için web sitesini okuyan ses bu butonu beklenen şekilde okuyamıyor ve kişi bunun ne olduğunu anlayamıyor. Bu konuda sık sık tekrarlanan beklenti web sitelerini kodlayan kişilerin her bir objeye bir metin etiketi ataması.

Bunun birazcık daha ilerisinde görsellere betimleme yazmak var. Sunumda gösterilen http://getem.boun.edu.tr/ örneğinde sitenin logosu aslında bir betimleme içermekte ve bizlerin göremediği bu betimleme görme engelli kullanıcılara logoyu tarif ediyor. Bu aslında geliştiricinin 1 dakikadan az sürede ekleyebileceği bir detay. Betimleme kavramının görme engellilerin hayatlarında ne kadar önemli bir yer kapladığını dilerseniz Aybaşakkaya’nın “Bir Bakar Mısın?” adlı projesinin videosunda kendi ağzından dinleyebilirsiz.

Projenin çalışan sürümü: http://www.ngi3d.com/bbm/

Rakamlı klavyelerin 5 düğmesindeki çıkıntı, bir kombinin ısı derecelerindeki çentikler tasarımcılar için eklemesi işten bile olmayan ayrıntılar ancak görme engelli kişilerin hayatlarında kayda değer bir kolaylık sağlayacağının farkında olmak gerek. Bu anlamda temel taleplerden biri uluslarası tasarım standartlarının engelliler adına daha da genişletilmesi.

Aybaşakkaya’nın tüm engelli kişiler adına talebi bir şeylerin engelliler için değil engelliler ile birlikte yapılması. Fikirlerinin alınması. Engelliler için yapılan işlerin bir görev olarak görülerek amacını verimli halde gerçekleştiremeyecek şekilde sonuçlanmasından muzdarip. Oysa her gün yaşadıkları sorunların ufak bir çentik, bir açıklama ile çözülebileceğini haklı olarak dile getiriyor.

Sunum sonunda neden web tasarımlarının basitleştirilmiş modlarına geri dönülebilmesi için bir seçenek olmasının, neden arka planda kalan kodların görme engelliler için fevkalade önemli olduğunun, ufak bir betimlemenin, altyazıların önemini hatırlamış ve Aybaşakkaya’nın bir engeli yokmuş gibi sunum yapabilmesine imkan sağlayan detayları, kullandığı akıllı telefon uygulamalarının hayatındaki etkisini gördükçe bakış açısını yakalamış oluyorsunuz.

Bir Kaç Şey

  • Dijital olarak okunabilecek e-kitapların hala yeterince yaygınlaşmadığından görme engellilerin kitapların seslendirilmesine ihtiyaçları var. Bunu http://getem.boun.edu.tr/gonullu.asp üzerinden yapabilirsiniz
  • Betimlemelerin öneminden bahsetmeye gerek yok. Hemen görme engelliler için bir forum gibi çalışan http://www.gormeengelliyiz.biz/ sitesine girerek onların betimleme gibi taleplerine yardımcı olabilirsiniz.
  • Bloglarınızda görsel kullanırken çoğu zaman sitede görünmeyen “açıklama” kısmına bir açıklama ya da betimleme yazabilirsiniz.
  • http://www.engelsizerisim.com/ adresinde erişilebilirlik standartları ve olması gerekenleri hakkında bilgi edinebilirsiniz..

Engelliler için değil, engelliler ile birlikte.

Koşu Takibi: Geonaute OnMiles 600

Ortaokul ve özellikle lisede durmadan basketbol oynadık. Takımda lisansla; ders aralarında, okul çıkışlarında ise freestyle triplerinde… Basketbol antremanlarının belki de en sevdiğim kısmı başındaki koşuydu. Antrenörümüz sağolsun adına asla ısınma koşusu diyemedik. Bir alışkanlığa dönüşmüştü artık koşmak benim için.

Geçtiğimiz bir kaç yılda teknoloji fazlasıyla çeşitlendi ve erişilebilir oldu. Fitbit, Jawbone gibi aktivite takip cihazları çıkmadan önce sporla ilgilenenler çok iyi bilir Polar markası nabız ve koşularımızı takip etmemize olanak sağlıyordu. Bu hala da devam ediyor. Onun gölgesinde belki… bu işi yapan Garmin, Geonaute gibi markalar da var. Ben de koşarken biraz veri toplayayım ama çok da para vermeyeyim dediğim bir dönemde Decathlon’a uğrayıp bir Geonaute OnMiles 600 saat aldım.

Bu, düzenli koşan kişiler için nabız, hız ve mesafe ölçen bir cihaz. Öncelikle belirtmekte fayda görüyorum eğer günlük hareketinizi ölçecek şık bir cihaz istiyorsanız ve aklınız akıllı bileklikler ile karışmış ise bu saate boşuna para vermeyin muhtemelen işinizi görmeyecektir, en iyisi bir Misfit Shine alın.

OnMiles saatin ivme ve nabız ölçer dahil fiyatı 259 TL. “O parayla hede hödö” denilebilir ancak sakin olmak gerek. Saat temel olarak ayakkabıya takılan bir ivme ölçer ile hızınızı ve mesafenizi ölçerken göğsünüze takacağınız kemer benzeri cihazla nabzını ölçüyor ve bunları anlık yapıyor. Bu veriler etrafında girdiğiniz kişisel bilgilerle harcadığız kaloriyi de hesaplıyor.

Geonaute OnMiles 500
Geonaute OnMiles 600

Gelelim ciddi düşünenler için detaylara. Saati bir seneyi aşkın süredir pek çok aktivitede kullandım. Başta belirtmek gerekir ki bu saat tırmanış, badminton gibi düzensiz hareketli aktivitelerde tavsiye edeceğim bir cihaz değil. Eksik mesafe ölçümü ve dolayısıyla kalori hesabı yaptığından kullanışlı değil ancak kullanabileceğiniz işe yarar sonuçlar: süre ve nabız. 5 km/saat altı hızlarda pek sağlıklı ölçüm yapamıyor. Tırmanış gibi aktivitelerde kullanmak üzere GPS’li ve altimetreli bir saat almalısınız. Onun dışında tempolu yürüyüş, koşu, bisiklet ve belki yüzme aktivitelerinde kullanımını öneriyorum.

İvme ölçer ve nabız ölçer (bundan sonra sensör diyeceğim) ile saat arasında 3 metrelik bir kapsama alanı var. Saati kenara koyup sensörler ile basket oynadım, işe yaramıyor.

Saatin serbest ve challenge modu mevcut onun dışında set ve tekrar yaparak koşmak için de bir modu var. Koşu içinde belirttiğiniz aralıklar ile tur sayabiliyor. Nabız veya hız için aralık belirtebiliyorsunuz böylece saat aralıktan çıktığınızda sesli uyarı verebiliyor.

Koşu bandında Nike+ iphone uygulaması ve OnMiles 600’ü kullanarak yaptığım çerez bir koşunun sonuçları.
Saati, Polar marka bir başka saatle karşılaştırma fırsatım olmadı ancak Nike+ uygulamasının GPS ile ölçüğü açık hava karşılaştırmalarında ivme ölçer mesafeyi bire bir ölçebiliyor.
(GPS kullanılamayan) koşu bandı performansında armband ile kullandığım telefonumda Nike+ uygulaması hızın 10 km/saat’i geçtiği koşularda ‘kesinlikle” eksik ölçüyor, sebebi kol hareketinin hız ile doğru orantılı hızlanmıyor oluşu olabilir. OnMiles 600’ün sensörü ayakkabıya takıldığından koşu bandıyla aynı mesafeyi veriyor.
8 km/saat altı hızlarda koşu bandının dönme hızını birebir ölçerken 8+ km/saat hızlarda orantılı olarak fazla ölçmeye başlıyor. Yani 8 için 8.2, 9 için 9.4 gibi. Gördüğüm en aykırı ölçüm 11 km/saat için 12.5 ölçmesiydi ancak anlık veriler saat ekranında sürekli değişiyor ve bunun belirli aralıklarla ortalaması alınarak mesafeniz belirleniyor. 5 kilometrelik bir koşu bandı performasında ortalama 100 metre hata payı benim genellikle tecrübe ettiğim bir durum. İvme ölçer için saat üzerinden ayarlanabilen bir kalibrasyon ayarı mevcut yanı anlık hızınız olduğundan az ölçülüyorsa bunu kalibre edip normalleştirebiliyorsunuz.
Gelelim en can sıkıcı kısmına. Saat son 10 aktivitenizi aklında tutabiliyor ve saat üzerinde görüntüleyebiliyor, bunu bilgisayara öylece aktarmak ne yazık ki mümkün değil. Ekstra 60-80 TL daha vererek alacağınız bir Connector ile Geonaute’un kendi Onconnect yazılımına aktarabiliyorsunuz.
Bilgisayar Bağlantı Aracı
Bilgisayar Bağlantı Aracı
Bir kaç “ya da” seçeneği mevcut. Bu saat ile kullanılan sensörler Ant+ adlı bir kablosuz iletişim standardına tabii yani iPhone için alacağınız minik bir donanım ile bu sensörlerden gelen veriyi Geonaute’un kendi uygulamasına kaydedebiliyorsunuz. Saatin Ant+ aracılığı ile desteklediği 70 adet sensör/donanım mevcut. Diğer bir “ya da” ise mygeonute.com adresine saatinizdeki bilgileri manuel olarak kaydedip, istatistiklerinizi görebiliyorsunuz. Burada size bi On puanı verilerek motivasyon veya community ile rekabet hissiyatına sokuluyorsunuz tıpkı NikeFuel gibi.
Bu saati almaya gerek var mı?
Koşu, bakın “koşu” performansınızı takip etmek istiyor ancak bunu kolunuza bir armband ile taktığınız telefon ile yapmak istemiyorsanız, özelliği arttıkça fiyatı hızla yükselen Garmin ve tasarımını benim pek sevmediğim Polar’lara kadar bütçenizi esnetmek istemiyorsanız bu saati gönül rahatlığı ile alabilirsiniz, yapmak için tasarlandığı işi gerçekten yapıyor.
Verilerin Apple’ın Health uygulamasıyla ya da başka bir platform ile senkronizasyonu yok. Geonaute platformunda pek arkadaşınız yoksa rekabet hissiyatına kapılamayabilirsiniz. Sensörler için de Bluetooth ile şansınızı boşuna zorlamayın. Sensörlerin frekansı sadece sizin saatinize uyumlu olduğundan aynı saatten kişiler ile yanyana kullanılabilir durumda.
İtiraf: Hala hem saati hem de Nike+ uygulamasını kullanıyorum. Nike’ın koşuları depolama tarzı, platformunun tasarımını daha çok seviyorum, Nike’ın verilerini daha detaylı görebiliyorum çünkü saatin ölçümlerini bilgisayara aktaran donanımı henüz satın almadım; ama Nike+ uygulaması koşu bandında kayda değer eksik ölçtüğü için bu sıra biraz canımı sıkmıyor değil.

Kaspersky Lab 2045 Tahminleri

Yaklaşık 30 yıl önce düzenli bir şekilde kullanmaya başladığımız kişisel bilgisayarlar, yaşamı ve toplumu dönüştürmeye başladı. Kaspersky Lab uzmanları, bu yıl dönümü nedeniyle geleceğe bakmaya ve bugünden 30 yıl sonra, 2045 yılının yeni dijital gerçekliğinde bilişim teknolojisinin hayatlarımızı nasıl geliştirmiş ve değiştirmiş olabileceğini hayal etmeye karar verdi.

Robotlar, Her Yerde

Çok geçmeden Dünya nüfusu hemen hemen milyarlarca insan ve neredeyse tüm ağır ve rutin işleri üstlenecek milyarlarca robot içeriyor olacak. İnsanlar robotlar için yazılım geliştiriyor olacak ve bilişim teknolojileri şirketlerin şu an insanlar için ürettikleri gibi robotlar için indirilebilir ve yüklenebilir programlar geliştirdiği bir sektör olacak.

Mekanik İnsanlar

Belirli ölçüde robot ve insan arasındaki sınırlar bulanıklaşacak. Nakillerde elektronik olarak kontrol edilebilen yapay organlar kullanılmaya başlanacak ve protezler rutin cerrahi işlemler olacak. Nanorobotlar bedenimizde daha derine ulaşıp hasta hücrelere ilaç salımı ve mikroameliyatlar yapabilecek. Özel yerleştirilmiş sensörler insanların sağlık durumlarını takip edecek, bu bilgilleri doktor tarafından görülebilecek şekilde çevrimiçi olarak depolayacak. Tüm bu gelişmeler yaşam sürelerinde önemli bir artışa yol açacaktır.

Akıllı Evler

İnsanlar tamamen otonom akıllı evlerde yaşayacaklar. Bu evlerin yazılımı evin elektrik, su, gıda ve sarf malzemelerinin tüketimi ve ikmali ile ilgilenecek; böylece ev sahibi sadece faturaları ödemek için yeterli parası olup olmadığını kaygı edecek.

Hiper Zeka

Dijital öz benliğimiz nihayetinde kendini düzenleme yeteneğine sahip ve gezegendeki yaşamı yönetecek tek bir küresel altyapıya dahil olacak. Sistem bir miktar bugünün TOR ağına benzeyecek; aktif ve etkin kullanıcılar moderatör haklarına sahip olacak. Sistem, kaynakları insanlar arasında dağıtarak silahlı çatışma ve diğer insani eylemleri önleyecek şekilde donatılacak.

3 Boyulu Baskı, Daha Hızlı Daha Ucuz

Tarih kitaplarına terk edilecekler sadece can sıkıcı işler değil, bazı şeylerin üretimine artık ihtiyaç duyulmayacak. 3 boyutlu yazıcılar bizleri istediğimizi tasarlayıp, üretebilir hale getirecek. Kap kacak gibi ev aletleri, kıyafetler hatta geleceğin evleri için tuğlalar gibi.

Bilgisayarlar Tarihe Karışıyor

Kişisel bilgisayarlar bilişim teknolojilerinde patlama yaratmış olabilir ancak 2045’ten itibaren onları muhtemelen sadece müzelerde göreceğiz. Daha açık ifadeyle bilgisayarlarla yaptığımız gibi veriler ile uğraşmak için tek bir alete ihtiyacımız olmayacak. Daha kapasiteli akıllı cihazlar ve farklı aletler bugünün bilgisayarlarının fonksiyonlarını devralacak. Örneğin finansal analizler kişisel bilgisayar kullanan bir muhasebeci tarafından değil, elektronik belgeler kullanan ilgili bir kuruluş tarafından kontrol edilen bir sunucu tarafından yapılacak.

Teknofobi

Herkes cesur yeni robotik dünya için heyecanlanmayacaktır. Olasılıkla otonom yaşam tarzları, akıllı evler ve robotlar geliştirilmesine karşı çıkanlar olacaktır. Bilişim teknolojileri alanındaki gelişmelere muhalefet olanlar, belirli iş kolları için akıllı sistemleri, cihazları ve robotları kullanmaktan çekinecek ve herhangi bir dijital kimliğe sahip olmayacak.

Çeviri
“Robots Replacing People, Robots Serving People: Kaspersky Lab Presents a Forecast for 2045”, 22.02.2015, Virus News, Kaspersky Lab

 

 

Kablosuz Çalışan Beyin-Makine Arayüzü

Gizli örgütlerin beyin yıkama paranoyası, bilim-kurgunun zihin kontrolü teması, cisimleri uçurmak gibi psişik güçler… Hepsi bir yana beynimizde kontrol edebildiğimiz elektronik cihazlar artık herkes tarafından ulaşılabilir durumda.

Bugün televizyonu cep telefonuyla, kahve makinesini tablet bilgisayarla uzaktan kontrol edebiliyoruz. Hatta benim gibiler için bir şeyleri başka bir şey ile kontrol etmek bazen bir fanteziye dönüşebiliyor. Şüphesiz bir uzaktan kontrol yöntemi de beyin ile kontrol. Bunu yapabilmek için geliştirdiğimiz kavram ise “beyin-makine arayüzü.” Oldukça heyecan verici bir alan. Detaylı bilgiler için Açık Bilim’deki ilgili yazıyı okuyabilirsiniz (Beyin-Makine Arayüzleri, Gökhan İnce)

Bu sistemler nöron aktivitelerini izlemek için kullanılıyor ve elde edilen verileri bir anlamda yorumluyor. Bunun için kafa derisi üzerine veya doğrudan beyne yerleştiriyorlar. Kafa derisinden nöron gruplarının toplu hareketerini izleyebilen EEG sistemleri bir kaç yüz dolara satın alınabilecek cihazlara bir süre önce dönüşmüş durumda bunlardan popüler bir tanesi Emotiv Epoc‘tur. 399$’a satın alıp beyninizle bir şeyler kontrol etmeye çalışabilirsiniz. Bu sistemler malesef hayalini kurduğumuz kadar verimli çalışmıyorlar, henüz. Bu cihazlarla bir şeyler kontrol etmek için yüksek bir konsantrasyon gerekiyor. Buna rağmen bu cihazlarla oldukça ilginç şeyler yapılabiliyor. Örneğin, Toyota’nın desteğiyle geliştirilen ve vitesi beyin aktivitesi ile değiştirilebilen bir bisiklet.

q

İnsanoğlunun vücuduna bir şeyler yerleştirme cesareti arttıkça doğrudan beyne yerleştirilen elektrotlara sahip daha verimli, hassas beyin-makine arayüzleri üzerinde çalışılıyor. Son yirmi yılda ivmelenen bu alan felçli bir kadının protez kolu laboratuvar asistanları eşliğinde kontrol edebileceği seviyelere gelmişti. Yakın zamanda duyurulan “Cereplex-W” adlı henüz insan deneyleri için onay almamış kablosuz bir sistem bu alanın beklediğimizden hızlı gelişeceğine dair heyecan yaratıyor. Yeni cihaz avuçiçi büyüklüğünde bir tür verici, kafatasına yerleştiriliyor ve beyne yerleştirilmiş bir çipten aldığı verileri yayıyor. Geliştiricilerinden Arto Nurmikko cihazın konut internet bağlantısı kadar hızlı veri aktarabildiğini söylüyor bununla öncelikli hedefleri felçli kişilerin televizyon, bilgisayar gibi aletleri, tekerlekli sandalye veya bir robot kolu kablosuz bir sistem ile kontrol
edebilmesini sağlamak.

Elimizdeki en gelişmiş beyin-makine arayüzleriyle bugün felçli hastaların kendi başlarına aktivite gösterebilmeleri sağlanmaya çalışıyorsa da beynimiz ile kontrol edebildiğimiz bir dünyanın kapıları yavaş yavaş açılıyor. Beyin-makine arayüz teknolojileri henüz emekleyen birer bebek. Ebevenylerini sabırsızlandıran türden.

Tüm bu bilgilere ne olacak?

Uzunca bir süre önce Foursquare ile itinayla Check-in yapıp puan toplamaya çalışıyordum. Ancak puanlar dönemseldi ve sıfırlanıyordu. Badge’ler falan alınsa da bir süre sonra hayatıma hiçbir şey katmayan bu check-in olayını bıraktım. Bugün sorduğum sorulardan biri: “Neden her gittiğim yeri herkese bildireyim ki?”

iOS8’le gelen yeniliklerden biri de Apple’ın yeni Health uygulaması. Sağlığımızla ilgili her şeyi tam anlamıyla her şeyi kayıt altında tutabilen bir uygulama. Bu tür uygulamalara zaten yabancı değildik, son dönemde attığımız her adımı takip eden akıllı bileklikler ile gece uykularımızı bile takip edebiliyoruz.

Yenilikler, teknolojiler, aletler her gün hayatımıza farklı bir alandan dahil oluyorlar ve bizlerin “gizlilik” anlayışı sessizce değişiyor. Ne sıklıkta tuvalete gittiğimizin ya da cüzdanımızda aslında ne kadar para olduğunun internette yayınlanması insanları tedirgin etmiyor; aksine bunları kendi elimizde yayınlıyoruz.

Yediğimiz besinleri ve aktivitelerimizi kaydeden bir uygulama sağlık sorunları yaşadığımızda doktorlara yardımcı olacaktır. Öte yandan check-in’ler de evde olmadığınız anları takip eden bir hırsızın işine yarayacaktır. İnsanlık tarihinde ilk defa herhangi bir insan hakkında bu kadar fazla bilgiye bu kadar kolay ulaşabiliyoruz. Şirketlerin, takipçilerimizin veya polisin bu bilgiler ile neler yapabileceğini kestiremiyoruz; Facebook’ta beğendiğimiz sayfalardan kişiliğimiz hakkında bilgi edinilebildiği örneğinden yola çıkarak sandığımızdan çok daha fazla bilgiyi internete verdiğimizi kabul etmeliyiz.

Bu durumda “gizlilik” anlayışının neye benzeyeceğini öngöremiyorum. Daha doğrusu gizlilik eşiğimiz sürekli sürekli aşılarak yok mu olacak?

Gelişmiş yaşam şartları, uzay teknolojileri, uçan arabalar bir yana; insanlara Google Glass gibi gözlükler ile baktımız gelecekte sadece kim olduklarını değil muhtemelen ceplerindeki parayı, ne kadar kafein aldıklarını, spor yapma sıklıklarını göreceğiz; ve bu, pek az insanı tedirgin edecekmiş gibi görünüyor.

Bugün kapalı -private- hesaplarla kendimizi kandırıyor olsak da, özel hayatlarımızı internette yayınlamaktan daha öte bir durumun içerisindeyiz: gizlilik anlayışımızdaki değişim. Bunu kontrol altında tuttuğumuzu düşünsek de çeşitli uygulamalar; akıllı bileklikler gibi donanımlar özel hayatlarımızı internete depoluyor.

Tüm bu bilgilere ne olacak?

Eve Kapanmak İçin Bir Sebep: Microsoft Kinect

 

6601740519_be2f2abca5_o

Bugün oyun konsolu dendiğinde üstü tozlanmış Atari’ler bir yana Sony’nin Play Station’ı özellikle Türkiye’de akla ilk gelen üründür. Şüphesiz, yıllardır hayatımızda. Bu oyun konsolu, Atari’den nasibini almış bir nesil için muazzam bir sıçramaydı, hatta kaliteydi. Elbette her teknolojik ve ticari ürün gibi gelişimden nasibini aldı. Sony’nin oyun dünyasındaki yükselişi, markalaşması Microsoft’u ve bu işe yıllarını vermiş Nintendo’yu da kamçılamış olmalı ki oyun sektörü son 20 yıl içinde muazzam bir ilerlemeye tanık oldu. Bu ilerlemenin sonucu, daha hızlı işlemciler ya da daha gerçekçi görseller değil, video oyunu anlayışının değişimiydi.

Açık Bilim/ Mart ’14/ Eve Kapanmak İçin Bir Sebep: Microsoft Kinect

Bioshock

 
Çok önceleri tanıştığım Bioshock serisinin 3. oyunu. Tanıtımdan da anlayacaksınız, tuhaf bir oyun. İlk oyunu ilk defa oynadığımda internet kafedeydik Call of Duty 2, çok populerdi ama biraz sıkılmıştık. İşte herkesin “başka oyun.. neler varmış” diye oyalandığı bir anda tamamen su altındaki bir şehirde geçen Bioshock ile tanıştım. Karanlık, dağınık, gizemli bir içeriği vardı. Kolunuza bir iğne yapıyordunuz ve elinizin biyolojik yapısı değişiyordu, türüne göre değişik psikokinetik özelliklere sahip elleriniz oluyordu. Genelde sessiz ortamlarda geçen bu oyunda bütün sessiz anlarda, oldukça huzur verici müzikler vardı; gerçekten tuhaf bir oyundu. Öğrendim ki 2. oyun da hatırlayamadığım aynı senaryonun devamıymış; zaten oyunun hikayesini de hiç bir zaman öğrenmedim.

Infinite, üçüncü oyun… Apayrı demeyeyim ama epey farklı ilk oyundan. Bir kere olay, uçan şehirlerde geçiyor. Başlarda oldukça ruhani, dini bir akışı var tabi ama dedim ya tuhaf bir oyun. Müziklerine ve ortamlara gene hayran kaldım; elimizi değiştiren o doğaüstü güçler (Vigors) gene var. Bir kızı kurtarıyoruz, adı Elizabeth onun karşılığında karakterimiz Booker’ın borçları siliniyor. Tabloya uzaktan bakınca görünen bu.

Gizem, gizem, gizem, din, asker, kan, özel güçler…tanıtımından da az çok tarzını anlarsınız. Özel güç demişken: oyun, kıza kadar değil kızdan sonra şeklinde işliyor; kızı tutulduğu yerden alıyoruz ama olaylar gelişiyor, gelişiyor bir bakmışız Leon gibi kız bize yardım ediyor ve birlikte maceradan maceraya… Halen oynamakta olduğum için olaylar ne şekilde seyredecek bilemiyorum.

Bolca boş vaktiniz varsa, vurdulu kırdılı oyun içindeki huzurlu şarkıların ve gizemin tadını çıkarın. Bu arada oyun 1912’de geçiyor.

Bir Takım Robotlar

     Robotlar. Gelecekleri ve varlıkları hep sorgulanan mekanik aygıtlar. İşimize mi yarayacaklar, kontrolden mi çıkacaklar? Aslına bakarsanız bir mikrodalga fırının kontrolden çıkması pek mümkün değil. Ya da bir mikrodalgayı saldırması için programlayamazsınız. Ancak bazı robotlar var ki; durumlara özel tepki verebiliyor dahası öğrenebiliyorlar. Size bunlardan 5 tanesini tanıtmak istiyorum. Öğrenme yeteneklerine göre basitten başlayarak.

TBP Robina

Toyota onu ve benzerlerini yardım ve rehber robotlar olarak tasarlamış. Sergi alanlarında ve şov alanlarında kullanılan şu birbirinden güzel mankenler yerine… Robina’nın saç ayrıntısını da buna bir gönderme gibi düşünebilirsiniz. Robina, daha doğrusu TBP’ler kısmi zekaya sahip. Cisimlere ve kişilere göre tepki değiştirebiliyor, kendisine yöneltilen sorulara cevap verebiliyorlar. Ancak duygusal öğrenme seviyesindeki kompleks bağlantıları kuramıyorlar. Toyota onları tanıtırken de oldukça prestijli bir yol seçmiş. Bir müzik konçertosu.

Justin

Justin

Alman Havacılık ve Uzay Merkezi tarafından uzay görevlerinde astronotlar için tehlikeli bakım ve onarım işlerinde kullanılmak üzere tasarlanmış. Henüz gelişim aşamasında ancak 2014 yıllarında astronotlarla çalışmaya başlaması planlanıyor. Telepresence denilen bir teknoloji üzerine kurulu sistemi cisimlerin mevcut hallerinden gelecekteki hallerini tahmin edebilmek üzere geliştiriliyor. Vidyoda izleyeceğiniz gibi Justin kendisine doğru atılan bir topu yakalayabiliyor dahası kahve hazırlarken makinenin yeri değişirse hareketlerini yeniden düzenliyor.

Nao

Nao

Nao, Fransız Aldebaran Robotics şirketinin bir tasarımı, seri üretimi mevcut insansı bir robot. Boyutları biraz ufak ve 4000$ ile 16000$ arasında değişen bir fiyata isteyen herkes sahip olabiliyor. Bazı üniversiteler onlarca Nao satın almış bile, asistan olarak yetiştimek üzere. Nao, programlanabilen ve öğrenebilen bir robot. Sizinle kurduğu iletişimde önceki iletişimlerinden faydalanabiliyor. Bana bir bardak su getir dediğinizde elbette getiremiyor ancak ses tonunuz ve ona dokunduğunuz noktalara göre size hitap şekli değişebiliyor. Kızabiliyor veya mutlu olabiliyor. Hareketini ya da görüşünü engelleyen bir şey olduğunda onu olduğu yerden çekip hareketlerine devam edebiliyor. Öğrendiği bir tutma biçimini değişik konumlarda uygulayabiliyor

iCub

iCub

iCub, uluslararası bir robot. Yirmi tanesi çoğunluğu avrupada olmak üzere dünyanın çeşitli üniversitelerinde geliştirilmek üzere kullanılıyor. Türkiye’de de bir tane var. Projenin adı RobotCub, maddi kaynaklığı Avrupa Komisyonu ve İtalyan Teknoloji Enstitüsü yapıyor. iCub, tam yapay zekası bulunan bir çocuk robot. Güvenli yürüyüş yapabiliyor, emekleyebiliyor, cisimlere çarpmadan. Ok atabiliyor ve ok atarken hedefi nasıl ortasından vuracağını öğrenebiliyor. Cisimlere göre uygulayacağı kuvveti düzenleyebiliyor. Top, şişe ya da diğer basit cisimleri tutmayı bir kez öğrendiğinde kendisi veya cisim hangi konumda olursa olsun öğrendiği tutma biçimini uygulayabiliyor. Dahasını nasıl yapılacağını gösterdiğiniz bir şeyi kendisi sizden bağımsız yapabiliyor. En gelişmiş zeka örneği olarak iCub insan mimiklerini taklit edebiliyor. Bunun için bir dizi öğrenme süreci geçirdikten sonra ağlayan bir kişi gördüğünde üzülebiliyor.

CB2

Osaka Üniversitesinin bir projesi. Child-Robot with Biomimetic Body açılımından oluşan bir adı var. Biyomimetik vücudu doğayı taklit eden bir tür uygulama aslında. İnsan derisine benzeyen yumuşak bir doku bir çok yerinde çok amaçlı sensörler var. Isı ve basıncı ölçen bu sensörler robota insansı bir dış yapı sağlıyor. Okşanan bir sırt, ısınan bir parmak, sert bir cismin batması… insansı tepkiler vermesini sağlıyor. Gene yapay zekaya sahip CB2’nun zeka yaşı iCub’a göre biraz daha düşük. CB2, daha çok yeni doğmuş bir bebek gibi davranmak üzere geliştirilmiş ve tepkileri de onları örnek alacak şekilde. Çevredeki cisimlerden önce kendini tanımaya daha yatkın bir zekası var. Tıpkı bebekler gibi içgüdüsel davranışlar sergileyebiliyor. Uzun süre örtülü duran bir yerine müdahele ederseniz utanma benzeri davranışlar sergileyebiliyor.

O ya da bu şekilde yapay zeka sahibi robotlarda kullanılan öğrenme şemaları bebeklerden alınıyor. Yetişkin bir insan bildiği şeylerin etkisinde öğrenebilirken bir birikime de sahiptir. Ancak bebekler sıfırdan öğrenir ve yetişkinler gibi taraflı değerlendirmez. Dahası bebekler içgüdüsel öğrenmeye yatkındır, robotların yapay zekasını gerçeğine yaklaştıracak en önemli ayrıntı hislerdir, şimdilik bunları içgüdü olarak robotlarda görmek mümkün.