Kategori arşivi: Sinema

All hail Sinatra!

Müzikleri kasetten dinlediğimiz dönemde yaşadığım rap müzik çılgınlığından caz müziğe öyle sert bir geçiş yapmıştım ki hayatımın bir dönemi hunharca Frank Sinatra olmuştu. Seslendirmiş olduğu şarkı sayısında dahi bir uzlaşma sağlanamamış olduğundan (1200 ile 1800 arasında) sonsuza dek Sinatra dinleme korkusuna kapıldığımda filmlerine geçmiştim.

Öncelikle Frank Sinatra ve Dean Martin’in on bin kere izlemiş olduğum bar videosunu buraya bırakayım.

Sinatra benim için nostaljik ya da eski değildi, keşfettiğim zaman tüm müzik türlerini bir kenara itip onu dinlemiştim. Sinatra benim için Dean Martin, Ella Fitzgerald, Sammy Davis Jr. gibi isimlere açılan kapı olmuştu aynı zamanda. Hal böyle olunca doğum gününü boş geçmek olmaz diye düşünerek bir kaç filmini (benim favorim olanları) paylaşmak istedim. Şarkılarını unutmaya fırsatımız yok ki hatırlayalım.

… ve evet, bugün Frank Sinatra’nın doğum günü.

 

Hemen izlemek isterseniz diye, tatmin edici bir kaynak: http://goo.gl/nOQMnM


 

 

 

Reklamlar

Ultron’un Peri Masalı

Marvel’in yeni filmi Avengers serisinin ikincisi Age of Ultron‘a gün sayıyoruz. Bu zamana kadar dizilerde, filmlerde pek çok süper kahramanı tanıdık. X-Men’e, Iron Man’e Örümce Adam’a az çok kulak aşinalığı hemen herkeste vardır. Aslında 47 yıllık bir geçmişe sahip Ultron ise ortalama sinema seyircisi için yeni. Dedim ki belki meraklısı vardır bilmek ister, Ultron kimdir?

UYARI: Bu yazıyı, verilen linklere de tıklayarak okursanız bu, sizin için iki şekilde sonuçlanabilir: Filmi izlemiş gibi hissedebilirsiniz ya da filme duyduğunuz ilgi tavan yapabilir. Öyle ya da böyle bu yazı yoğun bir şekilde spoiler içermektedir.

1968… Çizgi romanlardan Avengers #54. Avengers’a karşı savaşan kırmızı pelerinli gizemli bir adamın yüzü açığa çıkıyor, bir robot.

Takip eden Avengers #55’te kendisini ” Ultron-5 The Living Automaton” olarak hafızalara kazıyor. Bu çizgi romanlarda kendisi Avengers ekibinin uşağı olan ve beynini yıkadığı Jarvis’i de kullanıyor. Normalde Jarvis evet bir insan ama biz onu Iron Man sinema serisinde bir yapay zeka olarak gördük. Yeni Avengers filmine bu detaylar ne şekilde yansıyacak bilmiyoruz.

Ultron karakterinin gerçek yaratıcıları Roy Thomas ve John Buscema. Bu adamlar birer efsane diyecek olsam da isimlerini muhtemelen unutacaksınız.

Hikayeye dönelim. Kendisi Avengers ekibinde yer alan bilim insanı Dr. Hank Pym (Ant-Man olarak bu yaz sinemada izleyeceğiz) üstün zekalı robotlar yapma sevdası sonucu Ultron’u yarattı. Kaderiymiş gibi kendi beyninin modelini kullandı. Ultron zamanla hisli bir yaratığa dönüşerek sonunda Pym’e isyan etti. Pym’in hafızasını yıkayarak gerçeği unutturdu. … ve Ultron-1 artık her yenilgide kendini güncelleyerek gelişecekti.

Ultron-5, Avengers’ı yok etmek için Vision olarak filmde de izleyeceğimiz sentetik, insansı, robotik mahlukatı yaratıyor ancak Vision, Ultron’un beklentisinin aksine Avengers’a katılıyor ve Ultron’u alt ediyor.

Yenilgiden sonra Ultron güncelleniyor ve Wolverine’in iskeletinden aşina olduğumuz metal olan Adamantium’dan oluşan bir zırh ile 6. seviyesine geliyor. Bu noktadan sonra yazılan çizilen türlü hikayede Ultron yaşadığı her yenilgiden sonra kendini geliştirerek yeniden doğuyor, nihai amacı ise yoluna çıkan herkesi yenerek insanlığa son vermek.

7,8,9…Ultron’un yükselişi devam ediyor. Bir yerde bilinci uzaya çıkıyor ve uzaylı bir ırkı tamamiyle ele geçiriyor ve Annihilation Conquest hikayesi oluşuyor. Ultron burada tam olarak 20. seviyede. Evet, Ultron-20.

Filmin adı olan “Age of Ultron” çizgi romanı ise Spider-Man’in serserilerin elinden kurtarılması ile başlıyor. Karman çorman görselleri olan bu çizgi roman Ultron’un Dünya’yı ele geçirdiği ve süper kahramanların yer altına çekildiği bir distopyayı anlatıyor. Çaresiz kalan kahramanlar Ultron’u alt etmek adına Wolverine’i geçmişe gönderiyor. Tanıdık geldi mi? Ne yazık ki “Days of Future Past” aşırı benzer bir hikaye kullansa da o filmde sorunun kaynağı, Sentineller olarak tanıdığımız robotlar. Aman karışmasın.

Ultron’un mütevazi hikayesi şu ana kadar böyle. Mayıs ayında izlemiş olacağımız film tüm hikayelerden parçalar barındıracak gibi görünüyor. Yazının sonunda verdiğim iki Geekyapar linki, filmin fragmanını detaylı şekilde inceleyerek bizi nelerin bekliyor olabileceğine ışık tutmaya çalışıyor.

Ultron, Fantastik Dörtlü’den Daredevil’a kadar onlarca kişiyle, ekiple karşılaşmış bir karakter: Iron Man’in zırhını çaldığı senaryolardan Mighty Avengers‘ta tabiri yerindeyse taş gibi bir kadın formunda karşımıza çıkışına kadar Ultron tam kaos. Dolayısıyla burada husumetlerinden, ilişkilerinden bahsedemediklerim varsa kusura bakmasınlar.

Umarım spoilerlar karnınızı doyurmamış daha da acıktırmış, meraklandırmıştır.

  1. 15 Maddede AVENGERS: AGE OF ULTRON Fragmanının Detayları, Gizemleri ve Etkileyici Anları
  2. 20 Adımda Avengers: Age of Ultron Fragmanının Fark Etmediğiniz Yönleriyle Çözümlemesi

“The Final Cut”

Açık Bilim için yeni yazımı hazırlarken karşılaştığım The Final Cut, geçtiğimiz ağustos ayında hayatını kaybeden Robin Williams’ın başrolünü oynadığı bir bilim kurgu filmi. Gotik temalı siberpunk bilim kurgudan sıkılanlar için ahşap klavyeli kahverengi bir film. 2004 yapımı. IMDb puanı: 6,2/10

Filmde insanlar henüz anne karnındayken Zoe adındaki beyin implantlarına sahip olabiliyor ve böylece doğdukları andan itibaren bütün hayatları onların gözünden kaydediliyor ve öldükten sonra kişinin hayatı bir video biçiminde izlenebiliyor. Mahremiyetin neredeyse olmadığı bu sistem “kurgucu” adlı bir meslek oluşturmuş. Kurgucular, kişi öldükten sonra implantlarındaki görüntüleri derleyerek istenmeyen görüntüleri silen kişiler. Robin Williams da Alan adında başarılı bir kurgucu olarak karşımıza çıkıyor.

 

“Frank”

Hep de vurdu kırdı (Marvel’e ithafen) izleyemiyor insan. Sakin; komedi, dram türü filmler arzu ediyor gönül. Tam aradığım şeyi bulduğum filmlerden biri: Frank.

Filmde müzik, komedi, bolca anlamsız, beklenmedik sahne ve kafasında maskeyle yaşayan Frank var. Uzaylı istilalarını, polisiye ve aşk hikayelerini klişe kabul edenler için sıradışı bir film. Kendisini “tatlı” olarak ifade ediyorum.

The Freshies adlı punk grubundan ilham alan bu film için harcamanız gereken süre: 1 saat 35 dakika.
Yönetmen: Lenny Abrahamson

Filmde amatör müzisyen Jon ve kendisini bir anda içinde bulduğu, kafasında maskeyle gezen Frank’in liderliğindeki ilginç müzik grubunun bir hikayesi anlatılıyor.

Sosyal medya unsurunun son dönem filmlerde sıkça kullanıldığına da dikkat çekmek lazım.

 

 

“Repo! Genetik Opera”

Organ yetmezliğinin zirve yaptığı bir gelecekte, ölmek üzere olduğunuz bir anda paranızın yetmediği organ naklini biri sizin için üstlense ve ücreti taksitli olarak geri istese; ancak geciken bir taksit için bir Geri Alıcı’nın gelip sizi bulduğunda o organı canlı canlı geri alacağını bilseniz, gene de hayatta kalmak ister miydiniz?

Bir film, “Repo! Genetik Opera” tam da bunu anlatıyor hayatta kalmak için ya da modaya uygun olmak için hatta röntgen görüntüsünde organların güzel görünmesi için keyfi cerrahi operasyonların yapıldığı ve bedelinin ağır ödendiği bir distopya anlatıyor.

Yıl 2056; Zydrate adlı *öforik ağrı kesici sıvı ile insanların keyfi cerrahi operasyonlardan acı değil zevk aldıkları bir gelecek… GeneCo şirketi, bu trajik ortamı körükleyen tekel biyoteknoloji sağlayıcısı. Taksidi geciken veya ödenmeyen organlar için yasalarca kabul edilmiş **Repo Man adlı geri alıcı şirket tarafından, kişiyi bulup organı geri alması için gönderilir. Yanı sıra, sıkıldıkça organ değiştirmek isteyen, organlarını satmak isteyen ya da keyfi kesip biçilme isteği duyan bağımlılar için ölülerden Zydrate çalan bir mezar hırsızı tarafından Zydrate karaborsası da oluşturmuştur. Genetik Opera ise GeneCo’nun gövde gösterisi sayılan bir etkinliktir.

Bu hengamede babası Repo Man olan hasta genç kız Shilo’nun GeneCo’nun CEO’sunun da dahil olduğu gizemli aile hayatının anlatıldığı film bilim-kurgu türündeki film, gotik temalı müzikal korku filmi şeklinde sunulmuş. Bolca kan, organ sahneleri, aykırı karakterler, karanlık ve rock müziğin hakim olduğu filmde çizgi-roman teması da kullanılmış. Oldukça sıradışı bir sunuma sahip bu filmin IMDB puanı ise 6.7

Fragmanına bir göz gezdirip “İzlemeli miyim?” sorusuna cevap bulabilirsiniz.

Dipnotlar ve Kaynaklar

 

*Öfori: Kişinin hoşnutluk duyduğu ve kendisini iyi hissettiği bir ruhsal durumdur, Coşku
**Repo Man: İngilizce “Repossess” (yeniden sahip olmak) kelimesinden türetilmiştir.

 

“Days of Future Past”

En güncel X-Men filmi de vizyonda. Film için Days of Future Past gibi biraz kafa karıştıran ama kulağa bence havalı gelen bir isim seçilmiş.
 

 
Infographic-XMenMoviesChronology-v1-LargeX-Men sinema filmlerini izlemiş olanlar X-Men serisinin bir zaman karmaşası içinde beyaz perdeye aktarıldığını fark etmişlerdir. Önce 1-2-3 kabul edilebilecek bir X-Men serisi tamamlanıp, ardından X-Men Origins: Wolverine ile X-Men öncesi dönemlere ardından “First Class” ile Xavier’in henüz ayakları üzerinde durduğu dönemi anlatmış, peşinden bir Wolverine filmi daha da çekmişlerdi. Son olarak söz konusu Days of Future Past filmi aslında uzak bir gelecekte geçse de ağırlıklı olarak ilk X-Men filminin hemen öncesini anlatmakta. Ancak X-Men Origins: Wolverine filmi X-Men: First Class, Days of Future Past ve X-Men filmini de kısmen kronolojik olarak kapsamaktadır; evet, biraz karışık. Görsele tıklayarak X-Men filmlerinin ayrıntılı kronolojisi görebilirsiniz.

Türkçe’ye resmi olara “Geçmiş Günler Gelecek” olarak çevrilmiş filmde oyuncular da elbette diğer X-Men filmlerinden aşina olduğumuz yüzler. Çizgi romanlarda Quicksilver olarak tanıdığımız Pietro Maximoff rolü için de Evan Peters bence başarılı bir seçim olmuş. Bu arada belirtmek gerekir ki Maximoff, çizgi roman kurgusunda Magneto’nun oğludur. (bkz. Son of M) Yeri gelmişken Erik’in Pentagon’dan kaçırılması sürecinde Maximoff’u izlemekten büyük zevk aldığımı da belirteyim. Zamandaki genleşme, Maximoff’un mizahı ve müzik oldukça etkileyici şekilde bir araya getirilmiş.

Elbette her Marvel filmi gibi bu film de oldukça vurdulu, kırdılı; bilimsel açıdan açıklanamayacak kadar saçma olaylardan oluşmakta. Magneto’nun stadyum uçurması gibi şiddetle abartılı hareketler görmekteyiz. Sanatsal açıdan zayıf olsa da Marvel filmlerinde görmeyi beklediğimiz şeyler de bunlar değil mi?

Sentinel01
Altyazıda Gözcü olarak geçen, mutant karşıtı silahlar Fox Kids, Jetix zamanlarından X-Men çizgi filmlerinde defalarca gördüğümüz o meşhur Sentinel’lerdir. İtiraf etmem gerekirse bu gözcülerin o gözcüler olduğunu fark etmem epey zamanımı aldı. Ne kadar uzaklaşmışız o günlerden dedim, Sentinellerin çizgi film görüntüsü eminim benim gibi pek çok kişinin daha çocukluğuna anlam katmıştır.

Filmin IMDb puanı 8.8 ve en iyi filmler sıralamasında 73. sırada; bu da demektir ki şu an için en yüksek puana sahip X-Men filmi, Days of Future Past’tır. Aslında fimin daha önce de belirttiğim gibi bilimsel anlamda “açıklanabilecek” pek ayrıntısı yok. Evet, her yer görsel efekt; baştan sonra bir Marvel filmi ve elbette Amerikan başkanı konuya dahil oluyor. Ah şu süper kahraman filmlerinin aşikar Amerikan propagandası…

Çok fazla spoiler vermeden üstün körü değerlendirmek istedim. Marvel filmi beklentilerini karşılar nitelikte. Diğer X-Men filmleri ile ortak düşünüldüğünde üzerine düşündüren, kafa yoran bir konusu olduğuna inandığım sıkılmadan 131 dakika geçireceğiniz bir film. Kimilerine göre ise en iyi X-Men filmi.

Marvel filmlerinde artık bir çok kişi tarafından bilinen ve izlemek için jenerik sonrasına kadar bekleten spoilerdan elbette bu filmde de vardı. Sahnede çölde özel gücü ile kayaları havada uçurup birleştirerek piramit yapan bir genç ve ona “En Sabah Nur” narası ile tapınan insanlar gösteriliyor. Bu adı duyan sıkı çizgi-roman takipçilerinin aklına hemen ilk mutant olarak bilinen Mısır doğumlu  Apocalypse gelmiş olsa gerek. Zira “En Sabah Nur”, Apocalypse’in gerçek adıdır. Bu sahnenin 2016’da çıkması beklenen X-Men: Apocalypse filminin habercisi olduğunu tahmin ediyorum.