Kategori arşivi: Makale

ChIP-Seq: DNA İlişkili Proteinlerin Görev Yerlerini Bulmak

Bilim öncelikle doğayı anlamaya çalışır. Işığı, sesi, maddeyi; bir şeylerin diğerleri ile etkileşimini, süreçleri, olayları kısacası olan biten her şeyi. Anladığı şeyleri taklit etmeye, sürdürmeye, engellemeye, kontrol etmeye, geliştirmeye çalışır.

Bilimin karmaşık görünen yöntemlerinin altında yatan mantık çoğu zaman çok doğrudan ya da basittir fakat zekicedir. Biyolojik ortamlar söz konusu olduğunda ise yaşayan, dinamik bir dünyayı gözlemlemek oldukça zordur. Her şeyin hem de her şeyin moleküllerin birbiri ile etkileşiminden ibaret olduğu bir alana burnunuzu sokmak için zekice kurgulanmış bir yönteme ihtiyaç duyarsınız. Tıpkı DNA’nın üzerinde görev yapan proteinleri gözlemlemek için onları bulundukları yere sabitlemek gibi.

ChIP-Seq: DNA İlişkili Proteinlerin Görev Yerlerini Bulmak yazısının devamı

Reklamlar

Çizgi Roman Evreninde Mutlak Dostluk Yoktur

Yaz tatili münasebetiyle bolca boş vaktim var. Boş vakit aktivitesi olarak her ne kadar kendime oyun oynamayı seçmiş olsam da arada değişik şeyler yapmak da içimden gelmiyor değil.

Bu yazıda alakasız bir kaç şey arasında bağlantı kuracağım ama epey alakasız gelebilir uyarmadı demeyin. Yaz stajı adına dolu dolu bir biyoinformatik kampı geçirdikten sonra dizüstü bilgisayarı ilk defa dizimin üstünde kullanmaya başladım. Nedeni artık fazlasıyla bilgisayarlı bir hayat geçireceğimi iliklerime kadar hissetmiş olmam. Bu his beni bu aletle sadece oyun oynama dürtüsünden uzaktlaştırıp ilginç bir şeyler yapmaya yöneltti, yöneltiyor.

Çizgi Roman Evreninde Mutlak Dostluk Yoktur yazısının devamı

Kablosuz Çalışan Beyin-Makine Arayüzü

Gizli örgütlerin beyin yıkama paranoyası, bilim-kurgunun zihin kontrolü teması, cisimleri uçurmak gibi psişik güçler… Hepsi bir yana beynimizde kontrol edebildiğimiz elektronik cihazlar artık herkes tarafından ulaşılabilir durumda.

Bugün televizyonu cep telefonuyla, kahve makinesini tablet bilgisayarla uzaktan kontrol edebiliyoruz. Hatta benim gibiler için bir şeyleri başka bir şey ile kontrol etmek bazen bir fanteziye dönüşebiliyor. Şüphesiz bir uzaktan kontrol yöntemi de beyin ile kontrol. Bunu yapabilmek için geliştirdiğimiz kavram ise “beyin-makine arayüzü.” Oldukça heyecan verici bir alan. Detaylı bilgiler için Açık Bilim’deki ilgili yazıyı okuyabilirsiniz (Beyin-Makine Arayüzleri, Gökhan İnce)

Bu sistemler nöron aktivitelerini izlemek için kullanılıyor ve elde edilen verileri bir anlamda yorumluyor. Bunun için kafa derisi üzerine veya doğrudan beyne yerleştiriyorlar. Kafa derisinden nöron gruplarının toplu hareketerini izleyebilen EEG sistemleri bir kaç yüz dolara satın alınabilecek cihazlara bir süre önce dönüşmüş durumda bunlardan popüler bir tanesi Emotiv Epoc‘tur. 399$’a satın alıp beyninizle bir şeyler kontrol etmeye çalışabilirsiniz. Bu sistemler malesef hayalini kurduğumuz kadar verimli çalışmıyorlar, henüz. Bu cihazlarla bir şeyler kontrol etmek için yüksek bir konsantrasyon gerekiyor. Buna rağmen bu cihazlarla oldukça ilginç şeyler yapılabiliyor. Örneğin, Toyota’nın desteğiyle geliştirilen ve vitesi beyin aktivitesi ile değiştirilebilen bir bisiklet.

q

İnsanoğlunun vücuduna bir şeyler yerleştirme cesareti arttıkça doğrudan beyne yerleştirilen elektrotlara sahip daha verimli, hassas beyin-makine arayüzleri üzerinde çalışılıyor. Son yirmi yılda ivmelenen bu alan felçli bir kadının protez kolu laboratuvar asistanları eşliğinde kontrol edebileceği seviyelere gelmişti. Yakın zamanda duyurulan “Cereplex-W” adlı henüz insan deneyleri için onay almamış kablosuz bir sistem bu alanın beklediğimizden hızlı gelişeceğine dair heyecan yaratıyor. Yeni cihaz avuçiçi büyüklüğünde bir tür verici, kafatasına yerleştiriliyor ve beyne yerleştirilmiş bir çipten aldığı verileri yayıyor. Geliştiricilerinden Arto Nurmikko cihazın konut internet bağlantısı kadar hızlı veri aktarabildiğini söylüyor bununla öncelikli hedefleri felçli kişilerin televizyon, bilgisayar gibi aletleri, tekerlekli sandalye veya bir robot kolu kablosuz bir sistem ile kontrol
edebilmesini sağlamak.

Elimizdeki en gelişmiş beyin-makine arayüzleriyle bugün felçli hastaların kendi başlarına aktivite gösterebilmeleri sağlanmaya çalışıyorsa da beynimiz ile kontrol edebildiğimiz bir dünyanın kapıları yavaş yavaş açılıyor. Beyin-makine arayüz teknolojileri henüz emekleyen birer bebek. Ebevenylerini sabırsızlandıran türden.

Biyomalzemeler Var Mıdır?

Artık giderek daha fazla “biyo” ön ekli ifadeyle karşılaşıyoruz. Bu ifadelerin nerden çıktığı, temelde neye dayandığının halk tarafından anlaşılamamış olması bir yana, “biyoenerji ile tedavi” gibi bilimdışı kullanımlar nedeniyle de yanlış bir ün kazanıyorlar.

İnsan, doğası gereği sağlık sorunları yaşayan bir organizma. Koruma, önleme sistemleri, iyileşme özellikleri olsa da insan vücudunun hastalık yapan bazı organizmalara karşı savunmasız kaldığı zamanlar olur. Hatta bazen öyle şiddetli olur ki bedeli kaybedilen bir diş, göz belki hayat olur. İşte bu nedele insanoğlu doğası kaynaklı zayıflıklarını gidermenin yolunu sürekli aramıştır. İhmalkarlığı yüzünden kaybettiği bir dişi yerine koymak istemiş ya da savaşta kaybettiği bacağını geri istemiştir. Bunu yaparken de biyolojik orjinaline en yakın dokuyu, malzemeyi hedeflemiştir.

Canlı bir dokunun görevini üstlenen, destekleyen veya canlı bir sistemin bir parçası olarak görev alan yapay ya da doğal malzemelere biyomalzemeler denir ve herhangi bir canlı dokusu kadar vücut sıvılarıyla sürekli veya aralıkla temas halinde olurlar.

Antik çağın ameliyat dikişlerine kadar uzanan binlerce yıllık bir geçmişle kabul edilen biyomalzemeler yoğun olarak 20. yüzyıldan itibaren gündemde olmuştur. Dahası bu tür malzemeler için “biyomalzeme” ifadesi ise ilk defa 1966 yılında kullanılmıştır [2]. Aradan geçen yaklaşık 50 yılda biyomalzemelerin yapısı ve etkileşimlerinin daha iyi anlaşılması ile bilimsel ve ticari anlamda ciddi ilerlemeler kaydedilmiştir. 2011 tahminlerine göre dünya genelinde biyomalzeme pazarı 37.6 milyar dolarlık devasa bir alan, yılda ortalama %14 oranında büyüyen alanın 2017’de 83,9 milyar dolara kadar genişlemesi bekleniyor [6] .

Diyaliz makineleri, yapay eklemler, diş implantları, yapay kalp, ameliyat iplikleri, plastik cerrahi, kontakt lensler aslında günlük hayatlarımızda artık daha sık işittiğimiz, karşılaştığımız biyomalzeme uygulama alanları. Tıp, ilaç, diş hekimliği yanında biyoteknoloji alanında da sıkça kullanılan biyomalzemeler hasarlı dokunun değiştirilmesi, tedavi edilmesi, iyileşmenin desteklenmesi ya da bir sorunun teşhis edilmesi gibi çeşitli amaçlara sahip.

Kontakt Lens
Kontakt Lens

1800’lerin sonunda ortaya çıkan, vücut içine yerleştirilen fildişi protezler Myanmar gibi ülkelerde 1980’lere kadar kullanıldı. 1900’lerin başında implant malzemesi olarak saf metaller kullanılıyordu. Bu malzemelerin başarısı 1930’larda gelişen ameliyat teknikleri ile daha da arttı ve sahneye vitalyum gibi alaşımlar çıktı. Ancak metallerin aşınma problemi vardı ve bilim insanları kemik dokusuna bağlanabilecek çeşitli cam ve seramik malzemeler üzerinde çalışıyordu. Bu bilim insanlarından biri olan Larry Hench tarafından 1969’da biyoaktif cam ya da biyocam implant tarihinde yerini aldı.

Milattan önceki dönemlerde kullanılan keten ve ipek iplikler yaraların kapatılmasında ameliyat iplikleri olarak kullanılmıştır. II. Dünya Savaşı’nda ve sonrasında gelişen yapay polimer malzeme teknolojileri, medikal tekstil alanını meydana getirdi. Böylece ilk defa vücutta zaman içinde bozunarak zararlı atıklar bırakmayan sentetik ameliyat iplikleri geliştirildi; kullanılan malzeme poliglikolik asitti.

Vücutta Çözünebilen, Poliglikolik Asit Ameliyat İpliği
Vücutta Çözünebilen, Poliglikolik Asit Ameliyat İpliği

Polimer teknolojilerinde 20. yüzyıldaki gelişmeler sayesinde polimerler diş hekimliğinden kalp-damar cerrahisine kadar yaygın bir alanda kullanılmaya başlandı. Göz hastalıklarında örneğin katarakt tedavisinde PMMA gibi polimer malzemeler 60 yılı aşkın süredir kullanılıyor. Polimerler vücut sıvıları ile temasları sonucu şişebilirler veya işlenmesi sırasında özellikleri değişebilir. Metaller, polimerlerin dayanımlarının zayıf kaldığı alanlarda, sağlamlıkları ve dirençleri nedeniyle tercih edilir ancak düşük biyouyumlulukları, korozyona uğramaları veya doğal dokudan çok daha sert olmaları ise metallerin dezavantajlarıdır. Ancak titanyum gibi yüksek biyouyumlu metaller olabildiği gibi zehirleyici etkiye sahip polimerler de mevcuttur.

Sağlıklı Diş ve Titanyum Vidalı Diş İmplantı.
Sağlıklı Diş ve Titanyum Vidalı Diş İmplantı.

Görüldüğü gibi ideal biyomalzemeleri elde etme serüveninde son yüz yılda birbirine paralel gelişen onlarca metal, seramik, polimer biyomalzeme gerek vücut içinde gerekse vücut dışında pek çok görevi üstenecek şekilde kullanıldı, kullanılıyor. Bunun dışında biyoteknolojide, atıkların arıtılmasında, endüstriyel biyolojik üretimde ve kaçınılmaz olarak ilaç sektöründe kullanılan biyomalzemelerin hala aşılamayan, eksik kaldığı noktalar var. Doku mühendisliğindeki gelişmeler ile klasik biyomalzemelerden farklı olarak içlerine canlı hücrelerin katıldığı ve vücuda yerleştirildikten belli bir süre sonra hastanın kendi dokusuyla bütünleşerek hasarlı bölgenin iyileştirilmesini hedef alan çalışmalar yapılmakta. Bu anlamda günümüzde “biyomalzeme bilimi” tıp, doku mühendisliği, biyokimya, fizik gibi alanlarla işbirliği içerisinde ilerleyen çok alanlı gelişen ve gelecek vaat eden bir alan.

Biyolojik Tepki

Bir implant -örneğin kalça protezi- vücuda yerleştirildiğinde ameliyat sonucu bir yara oluşur ve vücut doğal iyileşme sürecini başlatır. Malzemenin yüksek biyouyumlu titanyum olduğunu kabul edersek, malzemenin üzerinde bir oksit tabakası bulunmasını bekleriz. Vücut içindeki bu malzeme, biyolojik çevre ile temas halindedir. Bu biyolojik çevrede proteinler, hücreler, enzimler, elektrik yüklü parçacıklar yani iyonlar ve elbette hücreler bulunur. Malzeme vücuda yerleştirildiğinde vücudun ilk tepkisi pıhtılaşma ve enflamasyondur. Enflamasyon kızarıklık, yanma, iltihaplanma şeklinde tanıdığımız vücut tepkisidir. Bu tepkiyi hücre çoğalması ve ortamda yeni doku oluşumu takip eder, yaralanmanın iyileşme sürecinde vücut kendini onarırken aynı işlemlerin çok benzeri yeni malzeme çevresinde de gerçekleşir. Sonuçta vücut bu malzemeyi kabul eder ve tabiri yerindeyse düzenini kurar ya da beklenen iyileşme sağlanmaz, hastanın durumu kötüye gidebilir, vücut malzemeyi reddeder. Tersi de mevcuttur, biyomalzeme vücutta yıpranabilir ve değiştirilmesi gerekebilir. Vücutta şartlar ağırdır; asitlik ya da bazlık derecesi değişkendir, örneğin kalça kemiklerimiz her gün vücut ağırlığımızın ortalama 3 katı ağırlığa dayanmak zorundadır.

Kompozit Bir Biyomalzeme Yüzeyindeki Osteoblast Hücreleri
Kompozit Bir Biyomalzeme Yüzeyindeki Osteoblast Hücreleri

Bir Biyomalzemenin Başarısı Nelere Bağlıdır?

Canlı ile etkileşime gireceğinden kullanılacak malzemenin türü elbette birincil önceliktir. Bunu hastanın durumu ve uygulamayı yapacak kişinin (bu, lens takmaya çalışan sıradan bir insan ya da yapay kalp yerleştiren bir cerrah olabilir) yetkinliği takip eder.

Femur, Kalça Eklemi Protezi
Femur, Kalça Eklemi Protezi

Bir biyomalzemenin türü belirlenirken kimyasal bileşimi, yüzey yapısı, sıvılara karşı davranışı, esneklik, aşınma direnci, elektrik yükü ve benzeri bir yığın önemli özellik gözden geçirilir. Söz konusu özellikler genel olarak kütle özellikleri, kimyasal özellikler, yüzey özellikleri ve uzun-dönem özellikler olarak sınıflandırmak da mümkün. Bu özellikler ışığında kullanım amacına en uygun biyomalzeme seçilir, ihtiyaç doğrultusunda modifiye edilir veya gerektiği yerde yeni malzemeler üretilir. Bu alandaki bilimsel çalışmalar bu noktada sürmektedir. Malzemelerin yüzeylerini diğer malzemelerle kaplamak ya da bir kaç malzemenin karıştırılmasıyla oluşan ve kompozit denilen maddeler üretmek güncel çalışmaların hedef ve yöntemlerinden bazılarıdır.

Cansız maddelerin kabaca canlı olanlar ile biyolojik anlamda uyumunu ifade eden “biyouyumluluk”, etkileşim veya temas halinde olduğu dokuların doğal süreçlerine engel olmayan ve dokuda istenmeyen tepkiler (zehirli artıklar, iltihaplanma, pıhtılaşma vb.) oluşturmayan malzemelerin en önemli özelliğidir. Bir malzemeyi biyomalzeme yapan, biyouyumluluğudur diyebiliriz. Yazının başında da bahsedildiği gibi insanoğlunun kaybettiği veya doğuştan sahip olmadığı işlevleri gerçekleştirmesi, uzuvlarını yerine koyması ve bunu yaparken de zarar görmemesi kullandığı maddenin biyouyumluluğuna bağlıdır.

Sonuç olarak bir tür biyomühendislik uygulaması olan biyomalzeme bilimi biyolojik yapılar ile uyumlu malzemeler üreterek hayat şartlarımızı ve yaşadığımız Dünya’yı iyileştirme çabasıdır diyebiliriz. Yazının sonuna gelirken artık “biyomalzeme nedir” ve “neden gereklidir” sorularından daha fazlasının cevabını biliyoruz. Bu malzemelerin geleceği nasıl şekillendireceğini hayal etmek size kalmış.

Kaynaklar

  1. http://ideas.ted.com/2014/02/18/a-history-of-biomaterials/
  2. http://www.tup.tsinghua.edu.cn/Resource/tsyz/013996-01.pdf
  3. http://en.wikipedia.org/wiki/Biocompatibility
  4. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2848528/
  5. http://books.google.com.tr/books?id=iCm1SJBDZwkC&pg=PA491&lpg=PA491&dq=history+of+polymeric+biomaterials&source=bl&ots=0_jX9MKnDB&sig=MvN1w6vj6Uou8D9EBS96FCugkpM&hl=tr&sa=X&ei=bb2zU_mRLIPDO76FgLAC&redir_esc=y#v=onepage&q=history%20of%20polymeric%20biomaterials&f=false
  6. http://biomaten.metu.edu.tr/turkiye-ve-dunyada-biyomalzemeler
  7. http://www.biomatin.eu/pdf/Regional_analysis_of_the_biomaterial_market.pdf

 

Sinemadan Edebiyata: Çılgın Bilim İnsanı

Dağınık saçları, kurnaz bakışları, boğazlı önlüğü ve eldivenleriyle çılgın bilim insanı figürüne dünya klasiği romanlarda, dizilerde, sinema filmlerinde, çizgi-romanlarda ve daha pek çok alanda oldukça sık rastladığımız bir gerçek. Özellikle bilim-kurgu türünün olmazsa olmazlarından sayılan bu çılgın bilim insanları Howie tarzı boğazlı önlükleri Almanca’dan devşirme soyadları ve kendilerine özgü aksanları ile kahkaha atan sinir bozucu bir klişeye dönüşmüş durumda.

Açık Bilim/ Eylül ’14/ Sinemadan Edebiyata: Çılgın Bilim İnsanı

Tüm bu bilgilere ne olacak?

Uzunca bir süre önce Foursquare ile itinayla Check-in yapıp puan toplamaya çalışıyordum. Ancak puanlar dönemseldi ve sıfırlanıyordu. Badge’ler falan alınsa da bir süre sonra hayatıma hiçbir şey katmayan bu check-in olayını bıraktım. Bugün sorduğum sorulardan biri: “Neden her gittiğim yeri herkese bildireyim ki?”

iOS8’le gelen yeniliklerden biri de Apple’ın yeni Health uygulaması. Sağlığımızla ilgili her şeyi tam anlamıyla her şeyi kayıt altında tutabilen bir uygulama. Bu tür uygulamalara zaten yabancı değildik, son dönemde attığımız her adımı takip eden akıllı bileklikler ile gece uykularımızı bile takip edebiliyoruz.

Yenilikler, teknolojiler, aletler her gün hayatımıza farklı bir alandan dahil oluyorlar ve bizlerin “gizlilik” anlayışı sessizce değişiyor. Ne sıklıkta tuvalete gittiğimizin ya da cüzdanımızda aslında ne kadar para olduğunun internette yayınlanması insanları tedirgin etmiyor; aksine bunları kendi elimizde yayınlıyoruz.

Yediğimiz besinleri ve aktivitelerimizi kaydeden bir uygulama sağlık sorunları yaşadığımızda doktorlara yardımcı olacaktır. Öte yandan check-in’ler de evde olmadığınız anları takip eden bir hırsızın işine yarayacaktır. İnsanlık tarihinde ilk defa herhangi bir insan hakkında bu kadar fazla bilgiye bu kadar kolay ulaşabiliyoruz. Şirketlerin, takipçilerimizin veya polisin bu bilgiler ile neler yapabileceğini kestiremiyoruz; Facebook’ta beğendiğimiz sayfalardan kişiliğimiz hakkında bilgi edinilebildiği örneğinden yola çıkarak sandığımızdan çok daha fazla bilgiyi internete verdiğimizi kabul etmeliyiz.

Bu durumda “gizlilik” anlayışının neye benzeyeceğini öngöremiyorum. Daha doğrusu gizlilik eşiğimiz sürekli sürekli aşılarak yok mu olacak?

Gelişmiş yaşam şartları, uzay teknolojileri, uçan arabalar bir yana; insanlara Google Glass gibi gözlükler ile baktımız gelecekte sadece kim olduklarını değil muhtemelen ceplerindeki parayı, ne kadar kafein aldıklarını, spor yapma sıklıklarını göreceğiz; ve bu, pek az insanı tedirgin edecekmiş gibi görünüyor.

Bugün kapalı -private- hesaplarla kendimizi kandırıyor olsak da, özel hayatlarımızı internette yayınlamaktan daha öte bir durumun içerisindeyiz: gizlilik anlayışımızdaki değişim. Bunu kontrol altında tuttuğumuzu düşünsek de çeşitli uygulamalar; akıllı bileklikler gibi donanımlar özel hayatlarımızı internete depoluyor.

Tüm bu bilgilere ne olacak?

Biyopunk ve Kişisel Biyoteknoloji

142750671_29ad32e521_b

Bilim kavramı toplumun çoğu bireyi için beyaz önlüklü bilim insanları tarafından yüksek teknolojili laboratuvarlarda yapılan çalışmaları çağrıştırır çünkü çoğu zaman bilim insanları laboratuvarlarda tam olarak ne yaptıklarını herkesin anlayacağı şekle sokmakta zorlanır. Açık Bilim gibi toplumun bilime erişimini artırmak amacıyla yapılan yayınlar, günlük hayatlarımıza hatırı sayılır seviyede “gerçek” bilgi ve doğru yöntemler kazandırmakta ve bilim ile toplum arasındaki duvarları yıkmaya çalışmakta. Öte yandan modern yaşam ile insanların kendi hayatları üzerinde daha fazla hak sahibi olmak istediğini görüyoruz ve bu durumun internetin hayatlarımıza kattığı “erişilebilirlik” kavramı ile desteklediği de inkar edilemez.

Açık Bilim/ Haziran ’14/ Biyopunk ve Kişisel Biyoteknoloji

Robocop’un Beyninde Neler Oluyor?

Kurgulanan pek çok gelecek senaryosunda, bilinç geliştiren robotların insanoğluna hükmettiğini görüyoruz. Sayısız tartışma dur durak bilmeden sürüyor. Peki yapay zekaya sahip bir makineyi insan beyniyle entegre edersek? Bir “Robocop” yapmak istersek?

Bu yazıda, bir yarı-insan, yarı-makine olan Robocop üzerinden yapay zeka ve teknolojinin beyin gibi biyolojik bir yapıyı nasıl etkileyebileceğine dair olasılıkları; beynin yapısını, implantları ve nöropsikolojik anlamda Robocop’u inceleyeceğiz.

Açık Bilim/ Mayıs ’14/ Robocop’un Beyninde Neler Oluyor?

Eve Kapanmak İçin Bir Sebep: Microsoft Kinect

 

6601740519_be2f2abca5_o

Bugün oyun konsolu dendiğinde üstü tozlanmış Atari’ler bir yana Sony’nin Play Station’ı özellikle Türkiye’de akla ilk gelen üründür. Şüphesiz, yıllardır hayatımızda. Bu oyun konsolu, Atari’den nasibini almış bir nesil için muazzam bir sıçramaydı, hatta kaliteydi. Elbette her teknolojik ve ticari ürün gibi gelişimden nasibini aldı. Sony’nin oyun dünyasındaki yükselişi, markalaşması Microsoft’u ve bu işe yıllarını vermiş Nintendo’yu da kamçılamış olmalı ki oyun sektörü son 20 yıl içinde muazzam bir ilerlemeye tanık oldu. Bu ilerlemenin sonucu, daha hızlı işlemciler ya da daha gerçekçi görseller değil, video oyunu anlayışının değişimiydi.

Açık Bilim/ Mart ’14/ Eve Kapanmak İçin Bir Sebep: Microsoft Kinect

Biyopolimerlerin Ortopedik Uygulamaları

24.12.2013 tarihinde Polimer Teknolojileri Dersi için Berat Mert İzgi ile birlikte hazırladığımız Biyopolimerlerin Ortopedik Uygulamaları adlı ödeve aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Özet

Ortopedi temel anlamı ile kemikler, eklemler, kaslar, sinirler gibi hareketi sağlayan organların bozukluklarını düzelten, tedavi eden tıp dalıdır. Ortopedinin çalışma alanında insan vücudundaki canlı dokuları desteklemek, kısmen veya tamamen yerini alarak işlevini yerine getirmek amacıyla kullanılan malzemelere ortopedik malzemeler denir.  Bugün canlı organizma ile barışık  biyopolimerler ortopedinin bir çok alanında kaçınılmaz olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada biyopolimerlerin ortopedik kullanım alanlarına dair bilgiler derlenmiştir.

Dosya(Pdf): Biyopolimerlerin Ortopedik Uygulamaları

Biyolojik Savaş ve Biyosilahlar

7420953520_e7b5434107_b

Kimse bilmezdi gerçekte ne olduğunu, olan bitene hastalık demişlerdi sadece. Kim bilir belki de hastalıkları tanrılar veriyordu; üzerine gittik. Zamanla öğrendik o ufak canlıları, hastalıklara bakış açımız da değişti ya da daha az korkuyorduk artık. Zamanla bizim sözümüz geçmeye de başlamıştı. Hastalıkları yenebiliyorduk ya da birbirimize hastalıklarla saldırabiliyorduk. İnsanlığın gelişimini kim durdurabilir; laboratuvarlar kurduk, hastalıklar üretmeye başladık. Silahlarımız vardı, hastalık saçıyordu. İnsanlık hiç diyor mudur kendine, keşke bilmeseydik gerçeği diye?

Açık Bilim/ Aralık ’13/ Biyolojik Savaş ve Biyosilahlar

Yüzde Sıfır Faizle Biyolojik Bankacılık

Günümüzde insanoğlu hastalıklarla mücadelesini genetik platformda sürdürüyor. En yaygın, başımızı en çok derde sokan hastalıkların genetik temellerini anlamaya çalışıyoruz. Bu çalışmalar kaçınılmaz olarak çok sayıda uygun biyolojik örneğe ihtiyaç duyuyor. İşte tam da bu noktada bu yükü biyobankalar sırtlanıyor. Bildiğiniz bankaları unutun. Burada düşük faizli ihtiyaç kredileri yok. Yaşamın ta kendisi var.

Açık Bilim/ Şubat ’14/ Yüzde Sıfır Faizle Biyolojik Bankacılık