Kategori arşivi: Keşfet

Bunlar burada dursun.

Voice Over

Jose Martín Rosete, Luiso Berdejo

Birbirinin aynısı olduğu iddiasıyla üç aşırı durumu anlatan İspanya yapımı Fransızca dilinde 10 dakikalık bir film. Bilim kurgu, savaş, aksiyon ve dram unsurları içeren ve yönetmenine En İyi Sinematografi ödülü kazandıran filmin IMDb puanı ise 7.3/10.

***

Reklamlar

Super Science Friends

Çizgi dizileri izlemek için çocuk olmaya gerek olmadığının farkındayız. Hatta Simpsons ile büyüyen bir nesil şimdi çoluk çoçuk sahibi.

South Park, Family Guy gibi “çocuklar için” sayılmayan çizgi dizileri her zaman izledik, izliyoruz. Adventure Time, Regular Show gibi humorlu çizgilerin tadı da hep damağımızda.

Bazen de öyle yapımlar çıkıyor ki mizah desen inceden, çizgiler özgün, tema şahane. Bundan tam 1 yıl önce Kickstarter’da bir proje sessiz sedasız kendine fon oluşturmak istemiş, 1 ay içerisinde 29,383 Kanada Doları toplayarak, hayata geçmiş. Sonrasında da fonlama sırasında vaat ettiklerini sahiplerine göndermiş. Super Science Friends yazısının devamı

Music in Retro Dystopia

Bir gelecek distopyası kurgulayacak olsaydım bugünün hayal gücüyle değil de, 20. yüzyılın ortalarının dünya görüşü ile yapardım. Aslında pek çok örneği bulunan şekliyle. Biyoteknolojik devrim de olmuş olabilir (ki tercihim budur), dünya robotlar tarafından ele geçirilmiş de. Her iki durumda da duymak istediğim müzik plak kayıtlarıdır. Cızırtılı, Amerikan tonları. Kısacası favori dünyam, kaçınılmaz olarak steampunk unsurları içeren bir tür retro distopyadır. Böyle bir dünyada insanlar Billie Holiday dinlerken organ ticareti yapar, retro robotlar ortalıkta gezinir, genetik bilimi aşırı ilerlemiştir ancak aletler hep analogtur. Uzayda insan kolonileri bile kurmuş olsak hayat mavi, gri, siyah değildir. Gotik olmaması için elimden geleni yaparım, güneş hep ışıldar; ancak karanlık ve korku da çoğu yerde hakimdir. Eminim gözünüzde çokça canlanmıştır.

Music in Retro Dystopia yazısının devamı

Koşu Takibi: Geonaute OnMiles 600

Ortaokul ve özellikle lisede durmadan basketbol oynadık. Takımda lisansla; ders aralarında, okul çıkışlarında ise freestyle triplerinde… Basketbol antremanlarının belki de en sevdiğim kısmı başındaki koşuydu. Antrenörümüz sağolsun adına asla ısınma koşusu diyemedik. Bir alışkanlığa dönüşmüştü artık koşmak benim için.

Geçtiğimiz bir kaç yılda teknoloji fazlasıyla çeşitlendi ve erişilebilir oldu. Fitbit, Jawbone gibi aktivite takip cihazları çıkmadan önce sporla ilgilenenler çok iyi bilir Polar markası nabız ve koşularımızı takip etmemize olanak sağlıyordu. Bu hala da devam ediyor. Onun gölgesinde belki… bu işi yapan Garmin, Geonaute gibi markalar da var. Ben de koşarken biraz veri toplayayım ama çok da para vermeyeyim dediğim bir dönemde Decathlon’a uğrayıp bir Geonaute OnMiles 600 saat aldım.

Bu, düzenli koşan kişiler için nabız, hız ve mesafe ölçen bir cihaz. Öncelikle belirtmekte fayda görüyorum eğer günlük hareketinizi ölçecek şık bir cihaz istiyorsanız ve aklınız akıllı bileklikler ile karışmış ise bu saate boşuna para vermeyin muhtemelen işinizi görmeyecektir, en iyisi bir Misfit Shine alın.

OnMiles saatin ivme ve nabız ölçer dahil fiyatı 259 TL. “O parayla hede hödö” denilebilir ancak sakin olmak gerek. Saat temel olarak ayakkabıya takılan bir ivme ölçer ile hızınızı ve mesafenizi ölçerken göğsünüze takacağınız kemer benzeri cihazla nabzını ölçüyor ve bunları anlık yapıyor. Bu veriler etrafında girdiğiniz kişisel bilgilerle harcadığız kaloriyi de hesaplıyor.

Geonaute OnMiles 500
Geonaute OnMiles 600

Gelelim ciddi düşünenler için detaylara. Saati bir seneyi aşkın süredir pek çok aktivitede kullandım. Başta belirtmek gerekir ki bu saat tırmanış, badminton gibi düzensiz hareketli aktivitelerde tavsiye edeceğim bir cihaz değil. Eksik mesafe ölçümü ve dolayısıyla kalori hesabı yaptığından kullanışlı değil ancak kullanabileceğiniz işe yarar sonuçlar: süre ve nabız. 5 km/saat altı hızlarda pek sağlıklı ölçüm yapamıyor. Tırmanış gibi aktivitelerde kullanmak üzere GPS’li ve altimetreli bir saat almalısınız. Onun dışında tempolu yürüyüş, koşu, bisiklet ve belki yüzme aktivitelerinde kullanımını öneriyorum.

İvme ölçer ve nabız ölçer (bundan sonra sensör diyeceğim) ile saat arasında 3 metrelik bir kapsama alanı var. Saati kenara koyup sensörler ile basket oynadım, işe yaramıyor.

Saatin serbest ve challenge modu mevcut onun dışında set ve tekrar yaparak koşmak için de bir modu var. Koşu içinde belirttiğiniz aralıklar ile tur sayabiliyor. Nabız veya hız için aralık belirtebiliyorsunuz böylece saat aralıktan çıktığınızda sesli uyarı verebiliyor.

Koşu bandında Nike+ iphone uygulaması ve OnMiles 600’ü kullanarak yaptığım çerez bir koşunun sonuçları.
Saati, Polar marka bir başka saatle karşılaştırma fırsatım olmadı ancak Nike+ uygulamasının GPS ile ölçüğü açık hava karşılaştırmalarında ivme ölçer mesafeyi bire bir ölçebiliyor.
(GPS kullanılamayan) koşu bandı performansında armband ile kullandığım telefonumda Nike+ uygulaması hızın 10 km/saat’i geçtiği koşularda ‘kesinlikle” eksik ölçüyor, sebebi kol hareketinin hız ile doğru orantılı hızlanmıyor oluşu olabilir. OnMiles 600’ün sensörü ayakkabıya takıldığından koşu bandıyla aynı mesafeyi veriyor.
8 km/saat altı hızlarda koşu bandının dönme hızını birebir ölçerken 8+ km/saat hızlarda orantılı olarak fazla ölçmeye başlıyor. Yani 8 için 8.2, 9 için 9.4 gibi. Gördüğüm en aykırı ölçüm 11 km/saat için 12.5 ölçmesiydi ancak anlık veriler saat ekranında sürekli değişiyor ve bunun belirli aralıklarla ortalaması alınarak mesafeniz belirleniyor. 5 kilometrelik bir koşu bandı performasında ortalama 100 metre hata payı benim genellikle tecrübe ettiğim bir durum. İvme ölçer için saat üzerinden ayarlanabilen bir kalibrasyon ayarı mevcut yanı anlık hızınız olduğundan az ölçülüyorsa bunu kalibre edip normalleştirebiliyorsunuz.
Gelelim en can sıkıcı kısmına. Saat son 10 aktivitenizi aklında tutabiliyor ve saat üzerinde görüntüleyebiliyor, bunu bilgisayara öylece aktarmak ne yazık ki mümkün değil. Ekstra 60-80 TL daha vererek alacağınız bir Connector ile Geonaute’un kendi Onconnect yazılımına aktarabiliyorsunuz.
Bilgisayar Bağlantı Aracı
Bilgisayar Bağlantı Aracı
Bir kaç “ya da” seçeneği mevcut. Bu saat ile kullanılan sensörler Ant+ adlı bir kablosuz iletişim standardına tabii yani iPhone için alacağınız minik bir donanım ile bu sensörlerden gelen veriyi Geonaute’un kendi uygulamasına kaydedebiliyorsunuz. Saatin Ant+ aracılığı ile desteklediği 70 adet sensör/donanım mevcut. Diğer bir “ya da” ise mygeonute.com adresine saatinizdeki bilgileri manuel olarak kaydedip, istatistiklerinizi görebiliyorsunuz. Burada size bi On puanı verilerek motivasyon veya community ile rekabet hissiyatına sokuluyorsunuz tıpkı NikeFuel gibi.
Bu saati almaya gerek var mı?
Koşu, bakın “koşu” performansınızı takip etmek istiyor ancak bunu kolunuza bir armband ile taktığınız telefon ile yapmak istemiyorsanız, özelliği arttıkça fiyatı hızla yükselen Garmin ve tasarımını benim pek sevmediğim Polar’lara kadar bütçenizi esnetmek istemiyorsanız bu saati gönül rahatlığı ile alabilirsiniz, yapmak için tasarlandığı işi gerçekten yapıyor.
Verilerin Apple’ın Health uygulamasıyla ya da başka bir platform ile senkronizasyonu yok. Geonaute platformunda pek arkadaşınız yoksa rekabet hissiyatına kapılamayabilirsiniz. Sensörler için de Bluetooth ile şansınızı boşuna zorlamayın. Sensörlerin frekansı sadece sizin saatinize uyumlu olduğundan aynı saatten kişiler ile yanyana kullanılabilir durumda.
İtiraf: Hala hem saati hem de Nike+ uygulamasını kullanıyorum. Nike’ın koşuları depolama tarzı, platformunun tasarımını daha çok seviyorum, Nike’ın verilerini daha detaylı görebiliyorum çünkü saatin ölçümlerini bilgisayara aktaran donanımı henüz satın almadım; ama Nike+ uygulaması koşu bandında kayda değer eksik ölçtüğü için bu sıra biraz canımı sıkmıyor değil.

Empire of The Sun

Elektronik müzik alanında son yıllarda ısrarla dinlediğim bir grup Empire of The Sun. İlk ve 2013’e kadar tek albümleri olan Walking On A Dream, grubun medarı iftiharı. O albümden yükselmiş “We Are the People” grubun ilk dinlediğim şarkısıydı. Klibi de izlediğimde grup bende oldukça pozitif ve aykırı bir şekilde yer etti.

Pnau’dan Nick Littlemore ve The Sleepy Jackson grubundan Luke Steele tarafından 2007 yılında Avusturalya’da kurulan grup, adını J. G. Ballard’ın aynı adı romanından alıyor.

İlk albümlerinin üzerinden beş yıl geçmişti ki 2013’te en yeni albümleri yayınlandı ve hayranlarını ilk albümü sonsuza dek dinlemekten kurtardı. “Ice on the Dune” adlı bu albümü “Alive” ve “DNA” şarkılarıyla duymuş olmanız muhtemel.

Grup, geçtiğimiz yıl gösterime giren Salak ile Avanak Geri Dönüyor filmi için iki adet single yayınladı. “Tonight” ve “Wandering Star

Son olarak grubun yüzde ellisi olan Nick Littlemore, geçen sonbaharda yolda olan üçüncü albüm için “Every Ocean Tells a Story” adını duyurdu.

 

 

Biyopunk Kitap Listesi

Bilim kurguda biyopunk alt türünün sınırları kesin çizilmemiştir ve biyoloji içeren her kurguya biyopunk diyebiliyor muyuz tartışılır. Çoğu hikayede siberpunk ve steampunk gibi alt türlerle iç içe geçmiştir ancak adı pek yaygın kullanılmadığından biyopunk nadir bulunan aykırı bir tür gibi algılanır. Oysa Aldous Huxley’in popüler romanı Cesur Yeni Dünya aynı zamanda bir biyopunk bilim kurgu örneğidir.

Bilim kurgu alt türü ve bir akım olarak biyopunkla ilgili ayrıntılı bilgileri Açık Bilim’e yazdığım “Biyopunk ve Kişisel Biyoteknoloji” adlı yazıdan edinebilirsiniz.

Aşağıda biyopunk türünde kabul edilen popüler kitapların kısa bir listesini toparladım. Margaret Atwood’ın “Başka Dünyalar” adlı yeni kitabında da sorguladığı gibi bilim kurgunun tanımı ve hikayenin ne zaman fantastik kabul edileceği yazarın inancına göre değişkendir. Bu listede de fantezi edebiyatı ile bilim kurgu arasında bir yerlerde gezinen Frankestein gibi örnekler var.

  1. Kurma Kız (The Windup Girl) – Paolo Bacigalupi
  2. Cesur Yeni Dünya (Brave New World) – Aldous Huxley
  3. Frankenstein – Mary Shelley E-Kitap
  4. Dr. Moreau’nun Adası (The Island of Dr. Moreau) – H.G. Wells
  5. Perdido Sokağı İstasyonu (Perdido Street Station) – China Mieville
  6. Iskarta (Unwind) – Neal Shusterman
  7. Antilop ve Flurya (Oryx and Carke) – Margaret Atwood
  8. Bulut Atlası (Cloud Atlas) – David Mitchell
  9. Siyah Adam (Thirteen) –  Richard K. Morgan
  10. Leviathan – Scott Westerfeld
  11. Tufan Zamanı (The Year Of The Flood) – Margharet Atwood
  12. Ribofunk – Paul Di Filippo

 

Pappa

Avrupa yakasının curcunasını insanı Kadıköy’e attığında oturup, huzura erebileceğiniz bir yer Pappa. Foursquare’de 8.8/10 Mekanist’te 4.5/5 puan almış bu mekanda bulacağınız en belirgin şey, sakinlik. Öyle deniz manzaralı sakinliklerden değil, daha kahverengi.

d918384c02d706bb97b4b9f149f2bf93

İşletmecisi Gaye Adaköy aynı zamanda Pappa’nın tek çalışanı. Kendisine arkadaş olan Smoky de kafenin kedi bonusu.

Kapının önünde bir kaç masa var ama asıl oturulması gereken yer üst katı. Smoky sizi muhtemelen orada karşılayacaktır. Antika mobilyalar ve ahşap dokulu bu katta inanılmaz rahat koltuklarda sonsuza dek oturabilirsiniz. Bu rahatlığın bir bedeli olarak kabul edelim; siparişlerin hazırlanmasını bekleyip Gaye hanımı üst kata kadar yormuyoruz.

Dilediğiniz kahveyi içebilir; yiyecek seçebilir ve en önemlisi günün tatlılarından yiyebilirsiniz ki zaten girişte tezgahta duran tatlı, sizi tavlayacaktır.

Kendinizi evinizde gibi hissedeceğiniz bu mekana bilgisayarınızı, kitabınızı ya da uzun uzun sohbet edecek arakadaşlarınızı yanınızda götürmeniz şiddetle tavsiye edilir. Olmadı orada bulunan dergi ve kitaplardan bir tanesini de kapabilirsiniz.

Nerede?

Caferağa Mh. Ruşen Ağa Sokak No:18
Kadıköy
+90 216 338 8050

“The Final Cut”

Açık Bilim için yeni yazımı hazırlarken karşılaştığım The Final Cut, geçtiğimiz ağustos ayında hayatını kaybeden Robin Williams’ın başrolünü oynadığı bir bilim kurgu filmi. Gotik temalı siberpunk bilim kurgudan sıkılanlar için ahşap klavyeli kahverengi bir film. 2004 yapımı. IMDb puanı: 6,2/10

Filmde insanlar henüz anne karnındayken Zoe adındaki beyin implantlarına sahip olabiliyor ve böylece doğdukları andan itibaren bütün hayatları onların gözünden kaydediliyor ve öldükten sonra kişinin hayatı bir video biçiminde izlenebiliyor. Mahremiyetin neredeyse olmadığı bu sistem “kurgucu” adlı bir meslek oluşturmuş. Kurgucular, kişi öldükten sonra implantlarındaki görüntüleri derleyerek istenmeyen görüntüleri silen kişiler. Robin Williams da Alan adında başarılı bir kurgucu olarak karşımıza çıkıyor.