Kategori arşivi: Geek

Ucuz Bir Kartonla Açılan Sanal Gerçeklik Kapısı

Tuhaf, sıradışı tecrübeler yaşamak için teknolojinin yeterince gelişmesini mi beklemeliyiz ya da cüzdanımızın yeterince dolu olmasını?

Tek ihtiyacımız olan biraz inovasyon, yaratıcılık ya da pazarlama becerisi nasıl adlandırırsak adlandıralım yıllarca varlığını bildiğimiz ve gözümüzde büyüttüğümüz sanal gerçeklik bize bir karton kadar uzaktaymış. Bunu fark etmemizi geçtiğimiz yıl Google sağladı. Sonrasında zaten sanal gerçeklik gözlükleri bir trend yakaladı ve hayatın neredeyse bir parçası oldu, olmak üzere.
Ucuz Bir Kartonla Açılan Sanal Gerçeklik Kapısı yazısının devamı

Reklamlar

Super Science Friends

Çizgi dizileri izlemek için çocuk olmaya gerek olmadığının farkındayız. Hatta Simpsons ile büyüyen bir nesil şimdi çoluk çoçuk sahibi.

South Park, Family Guy gibi “çocuklar için” sayılmayan çizgi dizileri her zaman izledik, izliyoruz. Adventure Time, Regular Show gibi humorlu çizgilerin tadı da hep damağımızda.

Bazen de öyle yapımlar çıkıyor ki mizah desen inceden, çizgiler özgün, tema şahane. Bundan tam 1 yıl önce Kickstarter’da bir proje sessiz sedasız kendine fon oluşturmak istemiş, 1 ay içerisinde 29,383 Kanada Doları toplayarak, hayata geçmiş. Sonrasında da fonlama sırasında vaat ettiklerini sahiplerine göndermiş. Super Science Friends yazısının devamı

Çizgi Roman Evreninde Mutlak Dostluk Yoktur

Yaz tatili münasebetiyle bolca boş vaktim var. Boş vakit aktivitesi olarak her ne kadar kendime oyun oynamayı seçmiş olsam da arada değişik şeyler yapmak da içimden gelmiyor değil.

Bu yazıda alakasız bir kaç şey arasında bağlantı kuracağım ama epey alakasız gelebilir uyarmadı demeyin. Yaz stajı adına dolu dolu bir biyoinformatik kampı geçirdikten sonra dizüstü bilgisayarı ilk defa dizimin üstünde kullanmaya başladım. Nedeni artık fazlasıyla bilgisayarlı bir hayat geçireceğimi iliklerime kadar hissetmiş olmam. Bu his beni bu aletle sadece oyun oynama dürtüsünden uzaktlaştırıp ilginç bir şeyler yapmaya yöneltti, yöneltiyor.

Çizgi Roman Evreninde Mutlak Dostluk Yoktur yazısının devamı

Ultron’un Peri Masalı

Marvel’in yeni filmi Avengers serisinin ikincisi Age of Ultron‘a gün sayıyoruz. Bu zamana kadar dizilerde, filmlerde pek çok süper kahramanı tanıdık. X-Men’e, Iron Man’e Örümce Adam’a az çok kulak aşinalığı hemen herkeste vardır. Aslında 47 yıllık bir geçmişe sahip Ultron ise ortalama sinema seyircisi için yeni. Dedim ki belki meraklısı vardır bilmek ister, Ultron kimdir?

UYARI: Bu yazıyı, verilen linklere de tıklayarak okursanız bu, sizin için iki şekilde sonuçlanabilir: Filmi izlemiş gibi hissedebilirsiniz ya da filme duyduğunuz ilgi tavan yapabilir. Öyle ya da böyle bu yazı yoğun bir şekilde spoiler içermektedir.

1968… Çizgi romanlardan Avengers #54. Avengers’a karşı savaşan kırmızı pelerinli gizemli bir adamın yüzü açığa çıkıyor, bir robot.

Takip eden Avengers #55’te kendisini ” Ultron-5 The Living Automaton” olarak hafızalara kazıyor. Bu çizgi romanlarda kendisi Avengers ekibinin uşağı olan ve beynini yıkadığı Jarvis’i de kullanıyor. Normalde Jarvis evet bir insan ama biz onu Iron Man sinema serisinde bir yapay zeka olarak gördük. Yeni Avengers filmine bu detaylar ne şekilde yansıyacak bilmiyoruz.

Ultron karakterinin gerçek yaratıcıları Roy Thomas ve John Buscema. Bu adamlar birer efsane diyecek olsam da isimlerini muhtemelen unutacaksınız.

Hikayeye dönelim. Kendisi Avengers ekibinde yer alan bilim insanı Dr. Hank Pym (Ant-Man olarak bu yaz sinemada izleyeceğiz) üstün zekalı robotlar yapma sevdası sonucu Ultron’u yarattı. Kaderiymiş gibi kendi beyninin modelini kullandı. Ultron zamanla hisli bir yaratığa dönüşerek sonunda Pym’e isyan etti. Pym’in hafızasını yıkayarak gerçeği unutturdu. … ve Ultron-1 artık her yenilgide kendini güncelleyerek gelişecekti.

Ultron-5, Avengers’ı yok etmek için Vision olarak filmde de izleyeceğimiz sentetik, insansı, robotik mahlukatı yaratıyor ancak Vision, Ultron’un beklentisinin aksine Avengers’a katılıyor ve Ultron’u alt ediyor.

Yenilgiden sonra Ultron güncelleniyor ve Wolverine’in iskeletinden aşina olduğumuz metal olan Adamantium’dan oluşan bir zırh ile 6. seviyesine geliyor. Bu noktadan sonra yazılan çizilen türlü hikayede Ultron yaşadığı her yenilgiden sonra kendini geliştirerek yeniden doğuyor, nihai amacı ise yoluna çıkan herkesi yenerek insanlığa son vermek.

7,8,9…Ultron’un yükselişi devam ediyor. Bir yerde bilinci uzaya çıkıyor ve uzaylı bir ırkı tamamiyle ele geçiriyor ve Annihilation Conquest hikayesi oluşuyor. Ultron burada tam olarak 20. seviyede. Evet, Ultron-20.

Filmin adı olan “Age of Ultron” çizgi romanı ise Spider-Man’in serserilerin elinden kurtarılması ile başlıyor. Karman çorman görselleri olan bu çizgi roman Ultron’un Dünya’yı ele geçirdiği ve süper kahramanların yer altına çekildiği bir distopyayı anlatıyor. Çaresiz kalan kahramanlar Ultron’u alt etmek adına Wolverine’i geçmişe gönderiyor. Tanıdık geldi mi? Ne yazık ki “Days of Future Past” aşırı benzer bir hikaye kullansa da o filmde sorunun kaynağı, Sentineller olarak tanıdığımız robotlar. Aman karışmasın.

Ultron’un mütevazi hikayesi şu ana kadar böyle. Mayıs ayında izlemiş olacağımız film tüm hikayelerden parçalar barındıracak gibi görünüyor. Yazının sonunda verdiğim iki Geekyapar linki, filmin fragmanını detaylı şekilde inceleyerek bizi nelerin bekliyor olabileceğine ışık tutmaya çalışıyor.

Ultron, Fantastik Dörtlü’den Daredevil’a kadar onlarca kişiyle, ekiple karşılaşmış bir karakter: Iron Man’in zırhını çaldığı senaryolardan Mighty Avengers‘ta tabiri yerindeyse taş gibi bir kadın formunda karşımıza çıkışına kadar Ultron tam kaos. Dolayısıyla burada husumetlerinden, ilişkilerinden bahsedemediklerim varsa kusura bakmasınlar.

Umarım spoilerlar karnınızı doyurmamış daha da acıktırmış, meraklandırmıştır.

  1. 15 Maddede AVENGERS: AGE OF ULTRON Fragmanının Detayları, Gizemleri ve Etkileyici Anları
  2. 20 Adımda Avengers: Age of Ultron Fragmanının Fark Etmediğiniz Yönleriyle Çözümlemesi

Koşu Takibi: Geonaute OnMiles 600

Ortaokul ve özellikle lisede durmadan basketbol oynadık. Takımda lisansla; ders aralarında, okul çıkışlarında ise freestyle triplerinde… Basketbol antremanlarının belki de en sevdiğim kısmı başındaki koşuydu. Antrenörümüz sağolsun adına asla ısınma koşusu diyemedik. Bir alışkanlığa dönüşmüştü artık koşmak benim için.

Geçtiğimiz bir kaç yılda teknoloji fazlasıyla çeşitlendi ve erişilebilir oldu. Fitbit, Jawbone gibi aktivite takip cihazları çıkmadan önce sporla ilgilenenler çok iyi bilir Polar markası nabız ve koşularımızı takip etmemize olanak sağlıyordu. Bu hala da devam ediyor. Onun gölgesinde belki… bu işi yapan Garmin, Geonaute gibi markalar da var. Ben de koşarken biraz veri toplayayım ama çok da para vermeyeyim dediğim bir dönemde Decathlon’a uğrayıp bir Geonaute OnMiles 600 saat aldım.

Bu, düzenli koşan kişiler için nabız, hız ve mesafe ölçen bir cihaz. Öncelikle belirtmekte fayda görüyorum eğer günlük hareketinizi ölçecek şık bir cihaz istiyorsanız ve aklınız akıllı bileklikler ile karışmış ise bu saate boşuna para vermeyin muhtemelen işinizi görmeyecektir, en iyisi bir Misfit Shine alın.

OnMiles saatin ivme ve nabız ölçer dahil fiyatı 259 TL. “O parayla hede hödö” denilebilir ancak sakin olmak gerek. Saat temel olarak ayakkabıya takılan bir ivme ölçer ile hızınızı ve mesafenizi ölçerken göğsünüze takacağınız kemer benzeri cihazla nabzını ölçüyor ve bunları anlık yapıyor. Bu veriler etrafında girdiğiniz kişisel bilgilerle harcadığız kaloriyi de hesaplıyor.

Geonaute OnMiles 500
Geonaute OnMiles 600

Gelelim ciddi düşünenler için detaylara. Saati bir seneyi aşkın süredir pek çok aktivitede kullandım. Başta belirtmek gerekir ki bu saat tırmanış, badminton gibi düzensiz hareketli aktivitelerde tavsiye edeceğim bir cihaz değil. Eksik mesafe ölçümü ve dolayısıyla kalori hesabı yaptığından kullanışlı değil ancak kullanabileceğiniz işe yarar sonuçlar: süre ve nabız. 5 km/saat altı hızlarda pek sağlıklı ölçüm yapamıyor. Tırmanış gibi aktivitelerde kullanmak üzere GPS’li ve altimetreli bir saat almalısınız. Onun dışında tempolu yürüyüş, koşu, bisiklet ve belki yüzme aktivitelerinde kullanımını öneriyorum.

İvme ölçer ve nabız ölçer (bundan sonra sensör diyeceğim) ile saat arasında 3 metrelik bir kapsama alanı var. Saati kenara koyup sensörler ile basket oynadım, işe yaramıyor.

Saatin serbest ve challenge modu mevcut onun dışında set ve tekrar yaparak koşmak için de bir modu var. Koşu içinde belirttiğiniz aralıklar ile tur sayabiliyor. Nabız veya hız için aralık belirtebiliyorsunuz böylece saat aralıktan çıktığınızda sesli uyarı verebiliyor.

Koşu bandında Nike+ iphone uygulaması ve OnMiles 600’ü kullanarak yaptığım çerez bir koşunun sonuçları.
Saati, Polar marka bir başka saatle karşılaştırma fırsatım olmadı ancak Nike+ uygulamasının GPS ile ölçüğü açık hava karşılaştırmalarında ivme ölçer mesafeyi bire bir ölçebiliyor.
(GPS kullanılamayan) koşu bandı performansında armband ile kullandığım telefonumda Nike+ uygulaması hızın 10 km/saat’i geçtiği koşularda ‘kesinlikle” eksik ölçüyor, sebebi kol hareketinin hız ile doğru orantılı hızlanmıyor oluşu olabilir. OnMiles 600’ün sensörü ayakkabıya takıldığından koşu bandıyla aynı mesafeyi veriyor.
8 km/saat altı hızlarda koşu bandının dönme hızını birebir ölçerken 8+ km/saat hızlarda orantılı olarak fazla ölçmeye başlıyor. Yani 8 için 8.2, 9 için 9.4 gibi. Gördüğüm en aykırı ölçüm 11 km/saat için 12.5 ölçmesiydi ancak anlık veriler saat ekranında sürekli değişiyor ve bunun belirli aralıklarla ortalaması alınarak mesafeniz belirleniyor. 5 kilometrelik bir koşu bandı performasında ortalama 100 metre hata payı benim genellikle tecrübe ettiğim bir durum. İvme ölçer için saat üzerinden ayarlanabilen bir kalibrasyon ayarı mevcut yanı anlık hızınız olduğundan az ölçülüyorsa bunu kalibre edip normalleştirebiliyorsunuz.
Gelelim en can sıkıcı kısmına. Saat son 10 aktivitenizi aklında tutabiliyor ve saat üzerinde görüntüleyebiliyor, bunu bilgisayara öylece aktarmak ne yazık ki mümkün değil. Ekstra 60-80 TL daha vererek alacağınız bir Connector ile Geonaute’un kendi Onconnect yazılımına aktarabiliyorsunuz.
Bilgisayar Bağlantı Aracı
Bilgisayar Bağlantı Aracı
Bir kaç “ya da” seçeneği mevcut. Bu saat ile kullanılan sensörler Ant+ adlı bir kablosuz iletişim standardına tabii yani iPhone için alacağınız minik bir donanım ile bu sensörlerden gelen veriyi Geonaute’un kendi uygulamasına kaydedebiliyorsunuz. Saatin Ant+ aracılığı ile desteklediği 70 adet sensör/donanım mevcut. Diğer bir “ya da” ise mygeonute.com adresine saatinizdeki bilgileri manuel olarak kaydedip, istatistiklerinizi görebiliyorsunuz. Burada size bi On puanı verilerek motivasyon veya community ile rekabet hissiyatına sokuluyorsunuz tıpkı NikeFuel gibi.
Bu saati almaya gerek var mı?
Koşu, bakın “koşu” performansınızı takip etmek istiyor ancak bunu kolunuza bir armband ile taktığınız telefon ile yapmak istemiyorsanız, özelliği arttıkça fiyatı hızla yükselen Garmin ve tasarımını benim pek sevmediğim Polar’lara kadar bütçenizi esnetmek istemiyorsanız bu saati gönül rahatlığı ile alabilirsiniz, yapmak için tasarlandığı işi gerçekten yapıyor.
Verilerin Apple’ın Health uygulamasıyla ya da başka bir platform ile senkronizasyonu yok. Geonaute platformunda pek arkadaşınız yoksa rekabet hissiyatına kapılamayabilirsiniz. Sensörler için de Bluetooth ile şansınızı boşuna zorlamayın. Sensörlerin frekansı sadece sizin saatinize uyumlu olduğundan aynı saatten kişiler ile yanyana kullanılabilir durumda.
İtiraf: Hala hem saati hem de Nike+ uygulamasını kullanıyorum. Nike’ın koşuları depolama tarzı, platformunun tasarımını daha çok seviyorum, Nike’ın verilerini daha detaylı görebiliyorum çünkü saatin ölçümlerini bilgisayara aktaran donanımı henüz satın almadım; ama Nike+ uygulaması koşu bandında kayda değer eksik ölçtüğü için bu sıra biraz canımı sıkmıyor değil.

Kaspersky Lab 2045 Tahminleri

Yaklaşık 30 yıl önce düzenli bir şekilde kullanmaya başladığımız kişisel bilgisayarlar, yaşamı ve toplumu dönüştürmeye başladı. Kaspersky Lab uzmanları, bu yıl dönümü nedeniyle geleceğe bakmaya ve bugünden 30 yıl sonra, 2045 yılının yeni dijital gerçekliğinde bilişim teknolojisinin hayatlarımızı nasıl geliştirmiş ve değiştirmiş olabileceğini hayal etmeye karar verdi.

Robotlar, Her Yerde

Çok geçmeden Dünya nüfusu hemen hemen milyarlarca insan ve neredeyse tüm ağır ve rutin işleri üstlenecek milyarlarca robot içeriyor olacak. İnsanlar robotlar için yazılım geliştiriyor olacak ve bilişim teknolojileri şirketlerin şu an insanlar için ürettikleri gibi robotlar için indirilebilir ve yüklenebilir programlar geliştirdiği bir sektör olacak.

Mekanik İnsanlar

Belirli ölçüde robot ve insan arasındaki sınırlar bulanıklaşacak. Nakillerde elektronik olarak kontrol edilebilen yapay organlar kullanılmaya başlanacak ve protezler rutin cerrahi işlemler olacak. Nanorobotlar bedenimizde daha derine ulaşıp hasta hücrelere ilaç salımı ve mikroameliyatlar yapabilecek. Özel yerleştirilmiş sensörler insanların sağlık durumlarını takip edecek, bu bilgilleri doktor tarafından görülebilecek şekilde çevrimiçi olarak depolayacak. Tüm bu gelişmeler yaşam sürelerinde önemli bir artışa yol açacaktır.

Akıllı Evler

İnsanlar tamamen otonom akıllı evlerde yaşayacaklar. Bu evlerin yazılımı evin elektrik, su, gıda ve sarf malzemelerinin tüketimi ve ikmali ile ilgilenecek; böylece ev sahibi sadece faturaları ödemek için yeterli parası olup olmadığını kaygı edecek.

Hiper Zeka

Dijital öz benliğimiz nihayetinde kendini düzenleme yeteneğine sahip ve gezegendeki yaşamı yönetecek tek bir küresel altyapıya dahil olacak. Sistem bir miktar bugünün TOR ağına benzeyecek; aktif ve etkin kullanıcılar moderatör haklarına sahip olacak. Sistem, kaynakları insanlar arasında dağıtarak silahlı çatışma ve diğer insani eylemleri önleyecek şekilde donatılacak.

3 Boyulu Baskı, Daha Hızlı Daha Ucuz

Tarih kitaplarına terk edilecekler sadece can sıkıcı işler değil, bazı şeylerin üretimine artık ihtiyaç duyulmayacak. 3 boyutlu yazıcılar bizleri istediğimizi tasarlayıp, üretebilir hale getirecek. Kap kacak gibi ev aletleri, kıyafetler hatta geleceğin evleri için tuğlalar gibi.

Bilgisayarlar Tarihe Karışıyor

Kişisel bilgisayarlar bilişim teknolojilerinde patlama yaratmış olabilir ancak 2045’ten itibaren onları muhtemelen sadece müzelerde göreceğiz. Daha açık ifadeyle bilgisayarlarla yaptığımız gibi veriler ile uğraşmak için tek bir alete ihtiyacımız olmayacak. Daha kapasiteli akıllı cihazlar ve farklı aletler bugünün bilgisayarlarının fonksiyonlarını devralacak. Örneğin finansal analizler kişisel bilgisayar kullanan bir muhasebeci tarafından değil, elektronik belgeler kullanan ilgili bir kuruluş tarafından kontrol edilen bir sunucu tarafından yapılacak.

Teknofobi

Herkes cesur yeni robotik dünya için heyecanlanmayacaktır. Olasılıkla otonom yaşam tarzları, akıllı evler ve robotlar geliştirilmesine karşı çıkanlar olacaktır. Bilişim teknolojileri alanındaki gelişmelere muhalefet olanlar, belirli iş kolları için akıllı sistemleri, cihazları ve robotları kullanmaktan çekinecek ve herhangi bir dijital kimliğe sahip olmayacak.

Çeviri
“Robots Replacing People, Robots Serving People: Kaspersky Lab Presents a Forecast for 2045”, 22.02.2015, Virus News, Kaspersky Lab

 

 

Felix’in Rekoru Kırılıverdi

Sabah okuduğum bir haber ile dumur oldum. Alan Eustace, yükseklerden atlamış ve “Korkusuz Felix”in rekorunu kırıvermişti. Bu sıradan günde kim böyle bir haber bekliyordu ki? Zaten Google’da başkan yardımcısı olan Alan Eustace de bunun böyle sessiz sedasız olmasını istemişti. Öte yandan bu sabah Felix’in atlıyışına verilen değer bir anda yerle bir oldu çünkü “demek ki o kadar da abartılacak bir şey değil”di. Hatırlayalım Felix’i 8 milyon kişi canlı izlemişti.

Haberlere göre Eustace, haberdar olduğu Biosphere2 projesinin yürütücülerinden Taber MacCallum’a yapmak istediği bu şeyden bahşetmiş. Böylece MacCallum’un şirketi Paragon Science Development Corporation, Eustace’a bir yaşam destek kıyafeti hazırlamış. Elbette her şey bu sabah öğrendiğimiz gibi “oluvermemiş” Eustace bu atlayış için bir kaç yıldır gizlice çalışıyormuş. Kendisini pazarlama çalışması olarak görülmesin diye Google’ın maddi desteğini geri çevirdiği için de tebrik etmek gerek.

Bu atlayışlardan böylece üç tane olmuş oldu. İlki 1960’da 32.9 kilometreden koli bandıyla sağlamlaştırılmış elbisesiyle atlayan Joe Kittinger, ikicisi 2012’de reklamcılık tarihine altın harflerle kazınan Red Bull etkinliği ve son olarak geçtiğimiz cuma 41,4 kilometreden atlayan Alan Eustace.

Eustace, Felix’in kapsülüne nispeten doğrudan kıyafetine bağlı yaklaşık 1 milyon litre helyum ile dolu bir balonla yükselmiş ve saatte 1322 kilometre hızla (yolda ses hızını da aşarak) Dünya’ya dönmüş.

İki yıl önce aylar öncesinden haber alıp evde canlı yayınını beklediğim Felix’in atlayışını düşünüyorum da ne kadar da safmışız. Evet belki kendisinin yaptığını “Ay’a ayak basmak”la bir tutmadık ama; özellikle sosyal medyada yarattığı etkiyi hatırlarsınız. Bunu oluşmasındaki sebepleri bugün daha net görebiliyoruz. Öncelikle Felix Baumgartner’ı kahraman, Alan Eustace’ın ise hala Google’ın başkan yardımcısı yapan şeyin Red Bull’un harcadığı 30 milyon dolar olduğunu söylersek kimse karşı çıkmaz sanırım.

Red Bull işe atlayış öncesinde gazetelerin baş sayfalarına, televizyonlara reklam vererek; bir geri sayım ile gaza getirerek, pek çok gereksiz endişeyi gözümüzde büyüterek başlamış. Sonra grafikler, özel videolar, kısa belgeseller, röportajlar…  Örneğin kapsül ve atlayışın kontrol merkezi. Bir balonla yukarı çıkan ve paraşütle atlayacak olan biri için NASA’nın uzay görevlerindeki kadar kalabalık bir kontrol odası görüntüsü…

Adsız

Bu, görüntülerin çoğunda izleyen adamlar muhtemelen Felix’le muhabbet etmek, kameraları ve canlı yayını idare etmek için çalışıyor bizler de “mission control” yazısının endamına aldanarak uzaya adam gönderiyorlar zannediyorduk.

Eustace’in atlayış videosunda “abi kapsüle para harcamayalım” diyerek adeta “direkt balona bağlayın beni halledelim bugün” görüntüsünde yükseldiğini görüyoruz. Felix’in kapsülü ise kendisini kapıya kadar uğurlamıştı yanlış hatırlamıyorsam.

Zaten daha o günden Red Bull’un tüm Dünya’ya bir pazarlama dersi vermiş olduğundan bahsediliyordu ama olayın şatafatından bu konuya pek kulak asılmıyordu. Bizi ürküttüler. Kimse Joe Kittinger’ın kıyafetinin koli bandıyla birleştirildiğinden ya da 1959’daki denemelerinin birinde bayıldığından ancak otomatik paraşüt sisteminin onu sağ sağlim indirdiğinden bahsetmedi. “Aman Felix’in kıyafeti yırtılır da telef olur” “Aman çok dönmekten bayılır da bilinçsiz düşer” diye endişelene endişelene adamı uzaya çıkıyor sandık. Hatta bir yerel televizyon kanalı kendisinin “ışık hızını” aşmayı hedeflediğini zannediyordu.

Bugün 57 yaşındaki bilgisayar bilimcisi Alan Eustace’ın serbest düşüş yükseklik rekorunu kırmasının buruk sevincini yaşıyoruz.

Hoşçakal kahraman Felix.


 

“Days of Future Past”

En güncel X-Men filmi de vizyonda. Film için Days of Future Past gibi biraz kafa karıştıran ama kulağa bence havalı gelen bir isim seçilmiş.
 

 
Infographic-XMenMoviesChronology-v1-LargeX-Men sinema filmlerini izlemiş olanlar X-Men serisinin bir zaman karmaşası içinde beyaz perdeye aktarıldığını fark etmişlerdir. Önce 1-2-3 kabul edilebilecek bir X-Men serisi tamamlanıp, ardından X-Men Origins: Wolverine ile X-Men öncesi dönemlere ardından “First Class” ile Xavier’in henüz ayakları üzerinde durduğu dönemi anlatmış, peşinden bir Wolverine filmi daha da çekmişlerdi. Son olarak söz konusu Days of Future Past filmi aslında uzak bir gelecekte geçse de ağırlıklı olarak ilk X-Men filminin hemen öncesini anlatmakta. Ancak X-Men Origins: Wolverine filmi X-Men: First Class, Days of Future Past ve X-Men filmini de kısmen kronolojik olarak kapsamaktadır; evet, biraz karışık. Görsele tıklayarak X-Men filmlerinin ayrıntılı kronolojisi görebilirsiniz.

Türkçe’ye resmi olara “Geçmiş Günler Gelecek” olarak çevrilmiş filmde oyuncular da elbette diğer X-Men filmlerinden aşina olduğumuz yüzler. Çizgi romanlarda Quicksilver olarak tanıdığımız Pietro Maximoff rolü için de Evan Peters bence başarılı bir seçim olmuş. Bu arada belirtmek gerekir ki Maximoff, çizgi roman kurgusunda Magneto’nun oğludur. (bkz. Son of M) Yeri gelmişken Erik’in Pentagon’dan kaçırılması sürecinde Maximoff’u izlemekten büyük zevk aldığımı da belirteyim. Zamandaki genleşme, Maximoff’un mizahı ve müzik oldukça etkileyici şekilde bir araya getirilmiş.

Elbette her Marvel filmi gibi bu film de oldukça vurdulu, kırdılı; bilimsel açıdan açıklanamayacak kadar saçma olaylardan oluşmakta. Magneto’nun stadyum uçurması gibi şiddetle abartılı hareketler görmekteyiz. Sanatsal açıdan zayıf olsa da Marvel filmlerinde görmeyi beklediğimiz şeyler de bunlar değil mi?

Sentinel01
Altyazıda Gözcü olarak geçen, mutant karşıtı silahlar Fox Kids, Jetix zamanlarından X-Men çizgi filmlerinde defalarca gördüğümüz o meşhur Sentinel’lerdir. İtiraf etmem gerekirse bu gözcülerin o gözcüler olduğunu fark etmem epey zamanımı aldı. Ne kadar uzaklaşmışız o günlerden dedim, Sentinellerin çizgi film görüntüsü eminim benim gibi pek çok kişinin daha çocukluğuna anlam katmıştır.

Filmin IMDb puanı 8.8 ve en iyi filmler sıralamasında 73. sırada; bu da demektir ki şu an için en yüksek puana sahip X-Men filmi, Days of Future Past’tır. Aslında fimin daha önce de belirttiğim gibi bilimsel anlamda “açıklanabilecek” pek ayrıntısı yok. Evet, her yer görsel efekt; baştan sonra bir Marvel filmi ve elbette Amerikan başkanı konuya dahil oluyor. Ah şu süper kahraman filmlerinin aşikar Amerikan propagandası…

Çok fazla spoiler vermeden üstün körü değerlendirmek istedim. Marvel filmi beklentilerini karşılar nitelikte. Diğer X-Men filmleri ile ortak düşünüldüğünde üzerine düşündüren, kafa yoran bir konusu olduğuna inandığım sıkılmadan 131 dakika geçireceğiniz bir film. Kimilerine göre ise en iyi X-Men filmi.

Marvel filmlerinde artık bir çok kişi tarafından bilinen ve izlemek için jenerik sonrasına kadar bekleten spoilerdan elbette bu filmde de vardı. Sahnede çölde özel gücü ile kayaları havada uçurup birleştirerek piramit yapan bir genç ve ona “En Sabah Nur” narası ile tapınan insanlar gösteriliyor. Bu adı duyan sıkı çizgi-roman takipçilerinin aklına hemen ilk mutant olarak bilinen Mısır doğumlu  Apocalypse gelmiş olsa gerek. Zira “En Sabah Nur”, Apocalypse’in gerçek adıdır. Bu sahnenin 2016’da çıkması beklenen X-Men: Apocalypse filminin habercisi olduğunu tahmin ediyorum.

Robocop’un Beyninde Neler Oluyor?

Kurgulanan pek çok gelecek senaryosunda, bilinç geliştiren robotların insanoğluna hükmettiğini görüyoruz. Sayısız tartışma dur durak bilmeden sürüyor. Peki yapay zekaya sahip bir makineyi insan beyniyle entegre edersek? Bir “Robocop” yapmak istersek?

Bu yazıda, bir yarı-insan, yarı-makine olan Robocop üzerinden yapay zeka ve teknolojinin beyin gibi biyolojik bir yapıyı nasıl etkileyebileceğine dair olasılıkları; beynin yapısını, implantları ve nöropsikolojik anlamda Robocop’u inceleyeceğiz.

Açık Bilim/ Mayıs ’14/ Robocop’un Beyninde Neler Oluyor?

Eve Kapanmak İçin Bir Sebep: Microsoft Kinect

 

6601740519_be2f2abca5_o

Bugün oyun konsolu dendiğinde üstü tozlanmış Atari’ler bir yana Sony’nin Play Station’ı özellikle Türkiye’de akla ilk gelen üründür. Şüphesiz, yıllardır hayatımızda. Bu oyun konsolu, Atari’den nasibini almış bir nesil için muazzam bir sıçramaydı, hatta kaliteydi. Elbette her teknolojik ve ticari ürün gibi gelişimden nasibini aldı. Sony’nin oyun dünyasındaki yükselişi, markalaşması Microsoft’u ve bu işe yıllarını vermiş Nintendo’yu da kamçılamış olmalı ki oyun sektörü son 20 yıl içinde muazzam bir ilerlemeye tanık oldu. Bu ilerlemenin sonucu, daha hızlı işlemciler ya da daha gerçekçi görseller değil, video oyunu anlayışının değişimiydi.

Açık Bilim/ Mart ’14/ Eve Kapanmak İçin Bir Sebep: Microsoft Kinect

Gama Işınları Değil, Hulk Yeşildir

 

Sinema ve yaygınlaşan internet kullanımı sayesinde çizgi-roman karakterleri neredeyse Hollywood yıldızları kadar ünlü oldular. Örümcek Adam’ı, Superman’i ya da Batman’i bilmeyen yoktur. Özellikle 2003 yılındaki sinema filminde çoğu insan Marvel’ın çizgi-roman karakteri yeşil bir dev ile tanıştı: Hulk (“halk” diye okunur). Bu yeşil çizgi karakter aynı zamanda gama ışınları ile anılıyordu.

Açık Bilim/ Ocak ’14/ Gama Işınları Değil Hulk Yeşildir

 

Mavi Hulk

 Çizgi-romanlar almış başını gidiyor. Hangi karakterin eli hangisinin cebinde belli değil. Hikayeler genişletilmiş de genişletilmiş. Özellikle de şu “Limited Series” olarak çıkarılan çizgi-romanlar takibi çok zorlaştırıyor.

 Tabi burda takip derken, bütün sinema filmlerini izlerim ya da çizgi romanlarını çıktıkça alırım gibi bir takipten bahsetmiyorum. Hem hangimiz 1944’teki Kaptan Amerika serisini izledik ki? Çocukluğumdan beri özellikle Marvel’ın çizgifilmleriyle büyüdüm, hala dijital versiyonlarını okurum. Okurum da en basitinden  Hulk 1962’de, Iron Man ve Spider-Man 1963’te, Kaptan Amerika ise 1941’de çıkmış. Gel de çizgi-roman fanatiği ol kolaysa.

 O halde meraklısına: 1962 Hulk #1

 Çok da merak etmeyenine, yazıyı terk etmeden önce bir kaç eşantiyon bilgi vermek isterim. Öncelikle Hulk kelimesi o en son Avengers filminde tercüme edildiği gibi “hulk” diye okunmaz. En azından 1990 Fox Kids çizgifilmlerinde bu adı duymayan sinemaseverler, onun aslı “halk” olmalıdır, hatta daha çok a ve o arası bir sesle. (Konu tartışmaya kapalıdır.)

 Pekala. Yeşil dev Hulk bundan tam 51 yıl önce mayıs ayında ortaya çıktığında biraz farklıymış desek yanlış olmaz sanırım.

 Evet, mavi. Ancak 1962’deki mavilik basımdan kaynaklanan bir durum imiş. Hulk’ın o zamandan beri asıl rengi yeşildir ancak günümüze kadar hikaye ilerledikçe gri, kırmızı ve mavi renklerde Hulk versiyonları (ya da kişilikleri diyelim) kurgulanmıştır.

 İlk çizgi-romandaki bir diğer dikkatimi çeken nokta ise Bruce Banner’ın Hulk’a kurt adam misali geceleri dönüşmesiydi. Aşağıda da görüldüğü gibi, “The First Rays of Dawn”… İlerleyen sayfalarda aslında açıkça belirtilmese de Güneş’ten gelen radyasyon Hulk’ı etkiliyormuş gibi bir izlenim veriliyor. Oysa bugün çok iyi biliyoruz ki Bruce Banner sinirlendiği zaman Hulk’a dönüşüyor.

21 Aralık 2013 155917 EET

 Ne son ne de ilk farklılık belki ama günümüzde bir insanın en az 5 katı olarak betimlenen Hulk, 1962’de ceketle gezecek kadar mütevazi, boyutları makul; Frankenstein, Kurt Adam karışımı bir canavarmış. Canavarmış diyorum çünkü Hulk bugün filmlerde oldukça havalı bir süper kahraman: grafikleri sağlam. Üstelik Loki’yi yerden yere vurduğu sahneden bir espiri anlayışına sahip olduğunu da anladık.

 Bu pembe kafalı adam da ilk Gargoyle, aslında normal bir insanmış (Yuri Topolov) ama o da Bruce gibi radyasyon sonucu mutasyon geçirerek bir groteske dönüşmüş.