Kategori arşivi: Çizgi Roman

Çizgi Roman Evreninde Mutlak Dostluk Yoktur

Yaz tatili münasebetiyle bolca boş vaktim var. Boş vakit aktivitesi olarak her ne kadar kendime oyun oynamayı seçmiş olsam da arada değişik şeyler yapmak da içimden gelmiyor değil.

Bu yazıda alakasız bir kaç şey arasında bağlantı kuracağım ama epey alakasız gelebilir uyarmadı demeyin. Yaz stajı adına dolu dolu bir biyoinformatik kampı geçirdikten sonra dizüstü bilgisayarı ilk defa dizimin üstünde kullanmaya başladım. Nedeni artık fazlasıyla bilgisayarlı bir hayat geçireceğimi iliklerime kadar hissetmiş olmam. Bu his beni bu aletle sadece oyun oynama dürtüsünden uzaktlaştırıp ilginç bir şeyler yapmaya yöneltti, yöneltiyor.

Çizgi Roman Evreninde Mutlak Dostluk Yoktur yazısının devamı

Reklamlar

Ultron’un Peri Masalı

Marvel’in yeni filmi Avengers serisinin ikincisi Age of Ultron‘a gün sayıyoruz. Bu zamana kadar dizilerde, filmlerde pek çok süper kahramanı tanıdık. X-Men’e, Iron Man’e Örümce Adam’a az çok kulak aşinalığı hemen herkeste vardır. Aslında 47 yıllık bir geçmişe sahip Ultron ise ortalama sinema seyircisi için yeni. Dedim ki belki meraklısı vardır bilmek ister, Ultron kimdir?

UYARI: Bu yazıyı, verilen linklere de tıklayarak okursanız bu, sizin için iki şekilde sonuçlanabilir: Filmi izlemiş gibi hissedebilirsiniz ya da filme duyduğunuz ilgi tavan yapabilir. Öyle ya da böyle bu yazı yoğun bir şekilde spoiler içermektedir.

1968… Çizgi romanlardan Avengers #54. Avengers’a karşı savaşan kırmızı pelerinli gizemli bir adamın yüzü açığa çıkıyor, bir robot.

Takip eden Avengers #55’te kendisini ” Ultron-5 The Living Automaton” olarak hafızalara kazıyor. Bu çizgi romanlarda kendisi Avengers ekibinin uşağı olan ve beynini yıkadığı Jarvis’i de kullanıyor. Normalde Jarvis evet bir insan ama biz onu Iron Man sinema serisinde bir yapay zeka olarak gördük. Yeni Avengers filmine bu detaylar ne şekilde yansıyacak bilmiyoruz.

Ultron karakterinin gerçek yaratıcıları Roy Thomas ve John Buscema. Bu adamlar birer efsane diyecek olsam da isimlerini muhtemelen unutacaksınız.

Hikayeye dönelim. Kendisi Avengers ekibinde yer alan bilim insanı Dr. Hank Pym (Ant-Man olarak bu yaz sinemada izleyeceğiz) üstün zekalı robotlar yapma sevdası sonucu Ultron’u yarattı. Kaderiymiş gibi kendi beyninin modelini kullandı. Ultron zamanla hisli bir yaratığa dönüşerek sonunda Pym’e isyan etti. Pym’in hafızasını yıkayarak gerçeği unutturdu. … ve Ultron-1 artık her yenilgide kendini güncelleyerek gelişecekti.

Ultron-5, Avengers’ı yok etmek için Vision olarak filmde de izleyeceğimiz sentetik, insansı, robotik mahlukatı yaratıyor ancak Vision, Ultron’un beklentisinin aksine Avengers’a katılıyor ve Ultron’u alt ediyor.

Yenilgiden sonra Ultron güncelleniyor ve Wolverine’in iskeletinden aşina olduğumuz metal olan Adamantium’dan oluşan bir zırh ile 6. seviyesine geliyor. Bu noktadan sonra yazılan çizilen türlü hikayede Ultron yaşadığı her yenilgiden sonra kendini geliştirerek yeniden doğuyor, nihai amacı ise yoluna çıkan herkesi yenerek insanlığa son vermek.

7,8,9…Ultron’un yükselişi devam ediyor. Bir yerde bilinci uzaya çıkıyor ve uzaylı bir ırkı tamamiyle ele geçiriyor ve Annihilation Conquest hikayesi oluşuyor. Ultron burada tam olarak 20. seviyede. Evet, Ultron-20.

Filmin adı olan “Age of Ultron” çizgi romanı ise Spider-Man’in serserilerin elinden kurtarılması ile başlıyor. Karman çorman görselleri olan bu çizgi roman Ultron’un Dünya’yı ele geçirdiği ve süper kahramanların yer altına çekildiği bir distopyayı anlatıyor. Çaresiz kalan kahramanlar Ultron’u alt etmek adına Wolverine’i geçmişe gönderiyor. Tanıdık geldi mi? Ne yazık ki “Days of Future Past” aşırı benzer bir hikaye kullansa da o filmde sorunun kaynağı, Sentineller olarak tanıdığımız robotlar. Aman karışmasın.

Ultron’un mütevazi hikayesi şu ana kadar böyle. Mayıs ayında izlemiş olacağımız film tüm hikayelerden parçalar barındıracak gibi görünüyor. Yazının sonunda verdiğim iki Geekyapar linki, filmin fragmanını detaylı şekilde inceleyerek bizi nelerin bekliyor olabileceğine ışık tutmaya çalışıyor.

Ultron, Fantastik Dörtlü’den Daredevil’a kadar onlarca kişiyle, ekiple karşılaşmış bir karakter: Iron Man’in zırhını çaldığı senaryolardan Mighty Avengers‘ta tabiri yerindeyse taş gibi bir kadın formunda karşımıza çıkışına kadar Ultron tam kaos. Dolayısıyla burada husumetlerinden, ilişkilerinden bahsedemediklerim varsa kusura bakmasınlar.

Umarım spoilerlar karnınızı doyurmamış daha da acıktırmış, meraklandırmıştır.

  1. 15 Maddede AVENGERS: AGE OF ULTRON Fragmanının Detayları, Gizemleri ve Etkileyici Anları
  2. 20 Adımda Avengers: Age of Ultron Fragmanının Fark Etmediğiniz Yönleriyle Çözümlemesi

“Days of Future Past”

En güncel X-Men filmi de vizyonda. Film için Days of Future Past gibi biraz kafa karıştıran ama kulağa bence havalı gelen bir isim seçilmiş.
 

 
Infographic-XMenMoviesChronology-v1-LargeX-Men sinema filmlerini izlemiş olanlar X-Men serisinin bir zaman karmaşası içinde beyaz perdeye aktarıldığını fark etmişlerdir. Önce 1-2-3 kabul edilebilecek bir X-Men serisi tamamlanıp, ardından X-Men Origins: Wolverine ile X-Men öncesi dönemlere ardından “First Class” ile Xavier’in henüz ayakları üzerinde durduğu dönemi anlatmış, peşinden bir Wolverine filmi daha da çekmişlerdi. Son olarak söz konusu Days of Future Past filmi aslında uzak bir gelecekte geçse de ağırlıklı olarak ilk X-Men filminin hemen öncesini anlatmakta. Ancak X-Men Origins: Wolverine filmi X-Men: First Class, Days of Future Past ve X-Men filmini de kısmen kronolojik olarak kapsamaktadır; evet, biraz karışık. Görsele tıklayarak X-Men filmlerinin ayrıntılı kronolojisi görebilirsiniz.

Türkçe’ye resmi olara “Geçmiş Günler Gelecek” olarak çevrilmiş filmde oyuncular da elbette diğer X-Men filmlerinden aşina olduğumuz yüzler. Çizgi romanlarda Quicksilver olarak tanıdığımız Pietro Maximoff rolü için de Evan Peters bence başarılı bir seçim olmuş. Bu arada belirtmek gerekir ki Maximoff, çizgi roman kurgusunda Magneto’nun oğludur. (bkz. Son of M) Yeri gelmişken Erik’in Pentagon’dan kaçırılması sürecinde Maximoff’u izlemekten büyük zevk aldığımı da belirteyim. Zamandaki genleşme, Maximoff’un mizahı ve müzik oldukça etkileyici şekilde bir araya getirilmiş.

Elbette her Marvel filmi gibi bu film de oldukça vurdulu, kırdılı; bilimsel açıdan açıklanamayacak kadar saçma olaylardan oluşmakta. Magneto’nun stadyum uçurması gibi şiddetle abartılı hareketler görmekteyiz. Sanatsal açıdan zayıf olsa da Marvel filmlerinde görmeyi beklediğimiz şeyler de bunlar değil mi?

Sentinel01
Altyazıda Gözcü olarak geçen, mutant karşıtı silahlar Fox Kids, Jetix zamanlarından X-Men çizgi filmlerinde defalarca gördüğümüz o meşhur Sentinel’lerdir. İtiraf etmem gerekirse bu gözcülerin o gözcüler olduğunu fark etmem epey zamanımı aldı. Ne kadar uzaklaşmışız o günlerden dedim, Sentinellerin çizgi film görüntüsü eminim benim gibi pek çok kişinin daha çocukluğuna anlam katmıştır.

Filmin IMDb puanı 8.8 ve en iyi filmler sıralamasında 73. sırada; bu da demektir ki şu an için en yüksek puana sahip X-Men filmi, Days of Future Past’tır. Aslında fimin daha önce de belirttiğim gibi bilimsel anlamda “açıklanabilecek” pek ayrıntısı yok. Evet, her yer görsel efekt; baştan sonra bir Marvel filmi ve elbette Amerikan başkanı konuya dahil oluyor. Ah şu süper kahraman filmlerinin aşikar Amerikan propagandası…

Çok fazla spoiler vermeden üstün körü değerlendirmek istedim. Marvel filmi beklentilerini karşılar nitelikte. Diğer X-Men filmleri ile ortak düşünüldüğünde üzerine düşündüren, kafa yoran bir konusu olduğuna inandığım sıkılmadan 131 dakika geçireceğiniz bir film. Kimilerine göre ise en iyi X-Men filmi.

Marvel filmlerinde artık bir çok kişi tarafından bilinen ve izlemek için jenerik sonrasına kadar bekleten spoilerdan elbette bu filmde de vardı. Sahnede çölde özel gücü ile kayaları havada uçurup birleştirerek piramit yapan bir genç ve ona “En Sabah Nur” narası ile tapınan insanlar gösteriliyor. Bu adı duyan sıkı çizgi-roman takipçilerinin aklına hemen ilk mutant olarak bilinen Mısır doğumlu  Apocalypse gelmiş olsa gerek. Zira “En Sabah Nur”, Apocalypse’in gerçek adıdır. Bu sahnenin 2016’da çıkması beklenen X-Men: Apocalypse filminin habercisi olduğunu tahmin ediyorum.

Gama Işınları Değil, Hulk Yeşildir

 

Sinema ve yaygınlaşan internet kullanımı sayesinde çizgi-roman karakterleri neredeyse Hollywood yıldızları kadar ünlü oldular. Örümcek Adam’ı, Superman’i ya da Batman’i bilmeyen yoktur. Özellikle 2003 yılındaki sinema filminde çoğu insan Marvel’ın çizgi-roman karakteri yeşil bir dev ile tanıştı: Hulk (“halk” diye okunur). Bu yeşil çizgi karakter aynı zamanda gama ışınları ile anılıyordu.

Açık Bilim/ Ocak ’14/ Gama Işınları Değil Hulk Yeşildir

 

Mavi Hulk

 Çizgi-romanlar almış başını gidiyor. Hangi karakterin eli hangisinin cebinde belli değil. Hikayeler genişletilmiş de genişletilmiş. Özellikle de şu “Limited Series” olarak çıkarılan çizgi-romanlar takibi çok zorlaştırıyor.

 Tabi burda takip derken, bütün sinema filmlerini izlerim ya da çizgi romanlarını çıktıkça alırım gibi bir takipten bahsetmiyorum. Hem hangimiz 1944’teki Kaptan Amerika serisini izledik ki? Çocukluğumdan beri özellikle Marvel’ın çizgifilmleriyle büyüdüm, hala dijital versiyonlarını okurum. Okurum da en basitinden  Hulk 1962’de, Iron Man ve Spider-Man 1963’te, Kaptan Amerika ise 1941’de çıkmış. Gel de çizgi-roman fanatiği ol kolaysa.

 O halde meraklısına: 1962 Hulk #1

 Çok da merak etmeyenine, yazıyı terk etmeden önce bir kaç eşantiyon bilgi vermek isterim. Öncelikle Hulk kelimesi o en son Avengers filminde tercüme edildiği gibi “hulk” diye okunmaz. En azından 1990 Fox Kids çizgifilmlerinde bu adı duymayan sinemaseverler, onun aslı “halk” olmalıdır, hatta daha çok a ve o arası bir sesle. (Konu tartışmaya kapalıdır.)

 Pekala. Yeşil dev Hulk bundan tam 51 yıl önce mayıs ayında ortaya çıktığında biraz farklıymış desek yanlış olmaz sanırım.

 Evet, mavi. Ancak 1962’deki mavilik basımdan kaynaklanan bir durum imiş. Hulk’ın o zamandan beri asıl rengi yeşildir ancak günümüze kadar hikaye ilerledikçe gri, kırmızı ve mavi renklerde Hulk versiyonları (ya da kişilikleri diyelim) kurgulanmıştır.

 İlk çizgi-romandaki bir diğer dikkatimi çeken nokta ise Bruce Banner’ın Hulk’a kurt adam misali geceleri dönüşmesiydi. Aşağıda da görüldüğü gibi, “The First Rays of Dawn”… İlerleyen sayfalarda aslında açıkça belirtilmese de Güneş’ten gelen radyasyon Hulk’ı etkiliyormuş gibi bir izlenim veriliyor. Oysa bugün çok iyi biliyoruz ki Bruce Banner sinirlendiği zaman Hulk’a dönüşüyor.

21 Aralık 2013 155917 EET

 Ne son ne de ilk farklılık belki ama günümüzde bir insanın en az 5 katı olarak betimlenen Hulk, 1962’de ceketle gezecek kadar mütevazi, boyutları makul; Frankenstein, Kurt Adam karışımı bir canavarmış. Canavarmış diyorum çünkü Hulk bugün filmlerde oldukça havalı bir süper kahraman: grafikleri sağlam. Üstelik Loki’yi yerden yere vurduğu sahneden bir espiri anlayışına sahip olduğunu da anladık.

 Bu pembe kafalı adam da ilk Gargoyle, aslında normal bir insanmış (Yuri Topolov) ama o da Bruce gibi radyasyon sonucu mutasyon geçirerek bir groteske dönüşmüş.

Thor’un Çekici: Mjöllnir

Thursday, İngilizcede perşembe gününü ifade eder. Bugün çoğu dil bilimci bu kelimenin kökeninin “Thor’s Day” olduğunda fikir birliğine varmışlardır; Türkçe karşılığı ise “Thor’un Günü”dür. Daha çok Marvel çizgi-romanlarından ve filmlerinden aşina olduğumuz Thor, ilhamını İskandinav mitolojisinden alır. Yunan mitolojisindeki baş tanrı Zeus gibi İskandinav mitolojisinde de bir baş tanrı vardır: Odin. Thor, Odin’nin oğludur. Kelime anlamı “parçalayıcı” olan Mjöllnir ise Thor’un gücüne güç katan ünlü çekicidir. Bu çekiçle yıldırımlar, fırtınalar, depremler yaratabilir hatta uçabilir. 2011 yılında yayınlanan sinema filmi “Thor”da çekicin “ölü bir yıldızın kalbinde dövüldüğü” söylenir; Brokk ve Eitri adında iki cüce tarafından… Çekiçle ilgili tartışmayı başlatan da bu bilgidir.

Açık Bilim/ Kasım ’13/ Thor’un Çekici: Mjöllnir

Kaptan Amerika ve Süper Askerler Üzerine

ii

1939’da II. Dünya Savaşı patlak vermişti. Önceleri savaşa doğrudan katılmayan Amerika, 1941’de gelen Japon saldırısı (Pearl Harbor) sonrası II. Dünya Savaşına dahil oldu. Aynı yıl; Amerika savaşa girmeden aylar önce Marvel, 1941 Mart ayında Kaptan Amerika adlı çizgi romanı yayınlamaya başladı. Amerika henüz savaşa doğrudan dahil olmamıştı ancak çizgi romanda ülke, denizaşırı ülkelerde savaştaymış ve Naziler; Amerika’nın baş düşmanıymış  gibi tasvir ediliyordu. Dönem itibari ile Amerika’nın askeri güce ihtiyacı vardı. Nazi tehlikesi tüm dünyanın gündemindeydi; çizgi romanın yayın zamanı ve içeriği bu açıdan değerlendirildiğinde gençleri orduya teşvik eden bir propaganda amacının da olabileceği ister istemez akla geliyor. Öyle ya da böyle Kaptan Amerika, savaştan sonra mercek altına alınan ve hala üzerinde çalışılan süper asker projelerinin sembolü oldu.

Açık Bilim/ Eylül ’13/ Kaptan Amerika ve Süper Askerler Üzerine 

Tony Stark ile Füzyon

4191173057_a48fcd74fd_o

Bilim ve teknoloji bazen filmlerden ya da çizgi romanlardan ilham alsa da bunun tersi de oldukça sık karşılaşılan bir durum. Bilimin deneysel, adım adım ve gerçekçi ilerleyişine karşın hayal gücünden beslenen süper kahramanlar bu konuda sınır tanımıyor. Fantastik film yapımcıları çoğu zaman bilim danışmanları ile çalışıyorlar. Onlardan aldıkları ufak fikirlerin engellerini hayal güçleri ile kaldırıp seyirciye sunuyorlar.

Açık Bilim/ Ağustos ’13/ Tony Stark ile Füzyon