Kategori arşivi: Biyo

Biyolojinin her hangi bir alanının, mühendisliğin herhangi bir alanı ile herhangi bir oranda birleşmesi.

ChIP-Seq: DNA İlişkili Proteinlerin Görev Yerlerini Bulmak

Bilim öncelikle doğayı anlamaya çalışır. Işığı, sesi, maddeyi; bir şeylerin diğerleri ile etkileşimini, süreçleri, olayları kısacası olan biten her şeyi. Anladığı şeyleri taklit etmeye, sürdürmeye, engellemeye, kontrol etmeye, geliştirmeye çalışır.

Bilimin karmaşık görünen yöntemlerinin altında yatan mantık çoğu zaman çok doğrudan ya da basittir fakat zekicedir. Biyolojik ortamlar söz konusu olduğunda ise yaşayan, dinamik bir dünyayı gözlemlemek oldukça zordur. Her şeyin hem de her şeyin moleküllerin birbiri ile etkileşiminden ibaret olduğu bir alana burnunuzu sokmak için zekice kurgulanmış bir yönteme ihtiyaç duyarsınız. Tıpkı DNA’nın üzerinde görev yapan proteinleri gözlemlemek için onları bulundukları yere sabitlemek gibi.

ChIP-Seq: DNA İlişkili Proteinlerin Görev Yerlerini Bulmak yazısının devamı

Reklamlar

HIBIT

Geçtiğimiz aylarda bir projemi bir konferansta poster olarak sergilemek/sunmak gibi bir iş edinmiştim. Bu macera sonunda bir kaç laf biriktirmiş oldum. Bunları not almıştım hemen yazılaştırmak adına ancak çarşambayı sel aldı, bir miktar geçikmiş oldu.

Lisans 3. sınıfta yani geçtiğimiz yıl ilk biyoinformatik projemi gerçekleştirdim. Mükemmel bir özetle, okuldaki bir hocamla ChIP-Seq sonuçlarında birden fazla yere haritalanan dizilerin geri kazanılmasına yönelik kafa yormuştuk. Proje dönem sonunda teslim edildikten sonra rafa kalkmıştı. Ta ki hocamın dikkat çekmesi ile HIBIT’ten haberdar olana dek. Sonrasında proje ile HIBIT’i bir posterde birleştirecektim. HIBIT yazısının devamı

“Bir Biyoinformatik Kampından Sonra”

Biyoinformatik kampı geçtiğimiz hafta tamamlandı. Dünya’nın işini yaptık.

Anlatmaya nerden başlasam bilemiyorum. Biyoinformatik, lisans eğitimi bulunan ya da sertifikalandırılabilen bir alan değil. Bu durum aslında tek bir şeyi aşırı önemli ve değerli kılıyor, kişisel çaba. Özellikle ülkemizde biyoinformatikle ilgilenmek için kesinlikle bir kişisel ilgiye sahip olmak ve daha da önemlisi kendi yolunuzu kendiniz çizmek durumundasınız. Bu durumun zorluğu çokça çabalamanızın gerekmesi, avantajı ise ülke sınırları içerisinde henüz keşfedilmemiş pek çok yönde kendi yolunuzu açabilme imkanı. Biyoinformatik alanındaki kararlılığı sürdürebilmenin tek yolu bir şekilde sizi bu yolda ilerletecek bir şeyler bulmak. Bu nedenle Türkiye’de biyoinformatik adına atılan her adım geleceği doğrudan şekillendiriyor.

“Bir Biyoinformatik Kampından Sonra” yazısının devamı

D3’e Övgü

Veri analizinde en anlaşılır sonucu ortaya koyan tutumlardan biri görşelleştirmedir. Hatta karman çorman görünen veriler görselleştirme ile pek bi’ anlamlı görünür. Bugün biliyoruz ki görselleştirme için programlama dilleri ve yazılımlar gibi dijital araçlar kullanıyor.

Veri görselleştirme araçları arasında kullanım kolaylığı ve yenilikçiliği ile öne çıkan D3’ten biraz bahsetmek istiyorum. D3, web tarayıcısında özetle görselleştirme yapmak, etkileşimli grafikler oluşturmak için kullanılan bir JavaScript kütüphanesidir.

www.d3js.org 

HTML, CSS ve SVG tabanlıdır. Yani bu da demektir ki D3 kullanabilmek için en azından bu alt yapılara sahip olmak gerekiyor.

D3, öğrenmesi kolay ancak geliştirilmesi emek isteyen bir araç. D3 ile oldukça geniş bir yelpazede etkileşimli veri görüntüleme gerçekleştirebilirsiniz. Hemen biraz üstte vermiş olduğum adreste D3’ün maharetlerine hızlıca göz atabilirsiniz. Her bir örnek görselinin altında kaynak kodlarının verilmiş olduğunu görebilirsiniz; D3’ü kullanımı kolay yapan da bu doğrudanlığı aslında.

Kısacası D3, işi veri analizi ve veri görüntülemeye bir yerde düşen herkes için paha biçilemez bir kaynak.

D3 kullanabilmek için en azında HTML ve CSS bilmek gerektiğinden bahsetmiştim. Bunun için Codeacademy’de ilgili dersler size hemen yardımcı olabilir. Bu derslere de https://www.codecademy.com/en/tracks/web adresinden ulaşabilirsiniz.

Ek: Biyoloji alanında veri görselleştirme neye benzer diye aklınızdan geçiyorsa da http://ahmetrasit.com/blosum/ adresindeki uygulamaya göz atabilirsiniz.

 
 

Biyo Hackathon

Biyoinformatik kampında 48 saatlik bir kodlama maratonunu tamamladık. Biyo Hackathon adlı bu uygulamada yegane amacımız programlama yaparak biyoinformatik sorunlarına kendi çözümlerimizi getirmekti. Bu hackathon Türkiye’de alanında bir ilk oldu.

Hackathonlar bilgisayar programcılarının, yazılım, grafik veya donanım geliştiricilerin  genellikle yazılım projelerinde iş birliği yaptıkları 24 saat ile 1 hafta arasında süren etkinliklerdir. Biyoinformatik kampında yoğun şekilde ilgilendiğimiz Python programlama dilini kullanarak biyoinformatik alanında programlama deneyimlerimizi artırmak ve 48 saat boyunca tek bir amaca odaklanmak fikriyle bir hackathon düzenledik.

          Devamı: http://yazkampi2015.blogspot.com.tr/2015/07/bir-hackathon-gecti.html

Birkaç Konferans

Yaşam Bilimleri Biyoinformatik Eğitimi
ODTÜ Kimya Bölümü
16-18 Eylül 2015, http://www.biyoenformatikkursu.com/ 

The 2nd Middle East Molecular Biology Congress and Exhibition 2015
Istanbul Kongre Merkezi, 17-20 Eylül 2015, http://membs.org/membs/

Dokuzuncu Uluslararası Sağlık Bilişimleri ve Biyoinformatik Sempozyum (HiBiT)
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Muğla, Turkey
16-17 Ekim 2015, http://hibit2015.mu.edu.tr/

 
 

Biyoinformatiğe Girişte Sağda: Programlama

Biyoinformatik kampında ne yapıyorsunuz tam olarak, diye sorular alıyorum yakın çevremden. En doğrudan cevabım  “kod yazıyoruz” oluyor. Konuya uzak kişiler biyoloji ve programlamayı bir araya koyarken, programlama işlerinin yalnızca bilgisayar mühendisleri tarafından yapılabileceği önyargısına takılıyorlar.

Her şeyden önce bugün programlama Google Play Store’a kendi yazdığı uygulamayı yükleyebilen çocuklarla ortaokul yaşlarına kadar düştü. Bu çocuklar uzakta değil, bir tanesini tanıyorum; sanırım 12 yaşındaydı, JavaScript biliyordu.

Biyoinformatiğe Girişte Sağda: Programlama yazısının devamı

Bir Kurs Geçti, Kamp Devam Ediyor

Ne zaman biyoinformatikle ilgili bir yazı yazacak olsam “İnsan Genom Projesi sonrasında…” ile başlayan cümleler kuruyorum. Bu durumdan o kadar soğudum ki artık biyoinformatiğin geçmişinden bahsetmenin başka yollarını arıyorum. Elimde şöyle bir bakış açısı var; insanoğlu olarak canlılığın anlamına doğru kazarken, açtığımız çukurda genetik bilgiyi elde ettik. Bunun olması bizi öyle heyecanlandırdı ki, canlılığa bakış açımız değişti. Artık elimizde bir kod vardı ve en basit haliyle bu kodu düzenlemek, canlılığı düzenlemek olacaktı. Bu noktadan sonra genetik mühendisliği ile ilgili alanların gelişimi durdurulamazdı.

Bir Kurs Geçti, Kamp Devam Ediyor yazısının devamı

Biyoinformatik

Bu alanın adını artık daha çok duymaya başlayacaksınız; belki en azından bu blogu okudukça.

Türkiye’de biyoinformatik alanında güzel şeyler oluyor. Bunların büyük ölçüde öncülerinden olan Ahmet Raşit Öztürk tarafından düzenlenilen biyoinformatik kampında yer alıyorum, Kayseri’de.

Geçtiğimiz hafta yoğunlaştırılmış bir biyoinformatik kursu, 100’ün üzerinde katılımcı ile gerçekleşti, onları uğurladıktan sonra buradan da takip edebileceğiniz gibi çekirdek bir ekip 5 haftalık bir kampa devam edeceğiz.

Biyoinformatik Kampı sürecinde her hafta (belki daha sık) buradan bir şeyler paylaşacağım. Ne yaptığımızı daha çok bir ortak blogda yazıyor olacağız; ancak buradan da ilgi çekici kısımları elbette paylaşıyor olacağım. Bu alana ilgi duymak istiyorsanız elimden geldiğince buna teşvik edeceğim. İlgili yazılara üstteki menüde bulunan Biyoinformatik sekmesinden ulaşabilirsiniz.

Biyoinformatik yazısının devamı

Biyopunk Kitap Listesi

Bilim kurguda biyopunk alt türünün sınırları kesin çizilmemiştir ve biyoloji içeren her kurguya biyopunk diyebiliyor muyuz tartışılır. Çoğu hikayede siberpunk ve steampunk gibi alt türlerle iç içe geçmiştir ancak adı pek yaygın kullanılmadığından biyopunk nadir bulunan aykırı bir tür gibi algılanır. Oysa Aldous Huxley’in popüler romanı Cesur Yeni Dünya aynı zamanda bir biyopunk bilim kurgu örneğidir.

Bilim kurgu alt türü ve bir akım olarak biyopunkla ilgili ayrıntılı bilgileri Açık Bilim’e yazdığım “Biyopunk ve Kişisel Biyoteknoloji” adlı yazıdan edinebilirsiniz.

Aşağıda biyopunk türünde kabul edilen popüler kitapların kısa bir listesini toparladım. Margaret Atwood’ın “Başka Dünyalar” adlı yeni kitabında da sorguladığı gibi bilim kurgunun tanımı ve hikayenin ne zaman fantastik kabul edileceği yazarın inancına göre değişkendir. Bu listede de fantezi edebiyatı ile bilim kurgu arasında bir yerlerde gezinen Frankestein gibi örnekler var.

  1. Kurma Kız (The Windup Girl) – Paolo Bacigalupi
  2. Cesur Yeni Dünya (Brave New World) – Aldous Huxley
  3. Frankenstein – Mary Shelley E-Kitap
  4. Dr. Moreau’nun Adası (The Island of Dr. Moreau) – H.G. Wells
  5. Perdido Sokağı İstasyonu (Perdido Street Station) – China Mieville
  6. Iskarta (Unwind) – Neal Shusterman
  7. Antilop ve Flurya (Oryx and Carke) – Margaret Atwood
  8. Bulut Atlası (Cloud Atlas) – David Mitchell
  9. Siyah Adam (Thirteen) –  Richard K. Morgan
  10. Leviathan – Scott Westerfeld
  11. Tufan Zamanı (The Year Of The Flood) – Margharet Atwood
  12. Ribofunk – Paul Di Filippo

 

Biyomalzemeler Var Mıdır?

Artık giderek daha fazla “biyo” ön ekli ifadeyle karşılaşıyoruz. Bu ifadelerin nerden çıktığı, temelde neye dayandığının halk tarafından anlaşılamamış olması bir yana, “biyoenerji ile tedavi” gibi bilimdışı kullanımlar nedeniyle de yanlış bir ün kazanıyorlar.

İnsan, doğası gereği sağlık sorunları yaşayan bir organizma. Koruma, önleme sistemleri, iyileşme özellikleri olsa da insan vücudunun hastalık yapan bazı organizmalara karşı savunmasız kaldığı zamanlar olur. Hatta bazen öyle şiddetli olur ki bedeli kaybedilen bir diş, göz belki hayat olur. İşte bu nedele insanoğlu doğası kaynaklı zayıflıklarını gidermenin yolunu sürekli aramıştır. İhmalkarlığı yüzünden kaybettiği bir dişi yerine koymak istemiş ya da savaşta kaybettiği bacağını geri istemiştir. Bunu yaparken de biyolojik orjinaline en yakın dokuyu, malzemeyi hedeflemiştir.

Canlı bir dokunun görevini üstlenen, destekleyen veya canlı bir sistemin bir parçası olarak görev alan yapay ya da doğal malzemelere biyomalzemeler denir ve herhangi bir canlı dokusu kadar vücut sıvılarıyla sürekli veya aralıkla temas halinde olurlar.

Antik çağın ameliyat dikişlerine kadar uzanan binlerce yıllık bir geçmişle kabul edilen biyomalzemeler yoğun olarak 20. yüzyıldan itibaren gündemde olmuştur. Dahası bu tür malzemeler için “biyomalzeme” ifadesi ise ilk defa 1966 yılında kullanılmıştır [2]. Aradan geçen yaklaşık 50 yılda biyomalzemelerin yapısı ve etkileşimlerinin daha iyi anlaşılması ile bilimsel ve ticari anlamda ciddi ilerlemeler kaydedilmiştir. 2011 tahminlerine göre dünya genelinde biyomalzeme pazarı 37.6 milyar dolarlık devasa bir alan, yılda ortalama %14 oranında büyüyen alanın 2017’de 83,9 milyar dolara kadar genişlemesi bekleniyor [6] .

Diyaliz makineleri, yapay eklemler, diş implantları, yapay kalp, ameliyat iplikleri, plastik cerrahi, kontakt lensler aslında günlük hayatlarımızda artık daha sık işittiğimiz, karşılaştığımız biyomalzeme uygulama alanları. Tıp, ilaç, diş hekimliği yanında biyoteknoloji alanında da sıkça kullanılan biyomalzemeler hasarlı dokunun değiştirilmesi, tedavi edilmesi, iyileşmenin desteklenmesi ya da bir sorunun teşhis edilmesi gibi çeşitli amaçlara sahip.

Kontakt Lens
Kontakt Lens

1800’lerin sonunda ortaya çıkan, vücut içine yerleştirilen fildişi protezler Myanmar gibi ülkelerde 1980’lere kadar kullanıldı. 1900’lerin başında implant malzemesi olarak saf metaller kullanılıyordu. Bu malzemelerin başarısı 1930’larda gelişen ameliyat teknikleri ile daha da arttı ve sahneye vitalyum gibi alaşımlar çıktı. Ancak metallerin aşınma problemi vardı ve bilim insanları kemik dokusuna bağlanabilecek çeşitli cam ve seramik malzemeler üzerinde çalışıyordu. Bu bilim insanlarından biri olan Larry Hench tarafından 1969’da biyoaktif cam ya da biyocam implant tarihinde yerini aldı.

Milattan önceki dönemlerde kullanılan keten ve ipek iplikler yaraların kapatılmasında ameliyat iplikleri olarak kullanılmıştır. II. Dünya Savaşı’nda ve sonrasında gelişen yapay polimer malzeme teknolojileri, medikal tekstil alanını meydana getirdi. Böylece ilk defa vücutta zaman içinde bozunarak zararlı atıklar bırakmayan sentetik ameliyat iplikleri geliştirildi; kullanılan malzeme poliglikolik asitti.

Vücutta Çözünebilen, Poliglikolik Asit Ameliyat İpliği
Vücutta Çözünebilen, Poliglikolik Asit Ameliyat İpliği

Polimer teknolojilerinde 20. yüzyıldaki gelişmeler sayesinde polimerler diş hekimliğinden kalp-damar cerrahisine kadar yaygın bir alanda kullanılmaya başlandı. Göz hastalıklarında örneğin katarakt tedavisinde PMMA gibi polimer malzemeler 60 yılı aşkın süredir kullanılıyor. Polimerler vücut sıvıları ile temasları sonucu şişebilirler veya işlenmesi sırasında özellikleri değişebilir. Metaller, polimerlerin dayanımlarının zayıf kaldığı alanlarda, sağlamlıkları ve dirençleri nedeniyle tercih edilir ancak düşük biyouyumlulukları, korozyona uğramaları veya doğal dokudan çok daha sert olmaları ise metallerin dezavantajlarıdır. Ancak titanyum gibi yüksek biyouyumlu metaller olabildiği gibi zehirleyici etkiye sahip polimerler de mevcuttur.

Sağlıklı Diş ve Titanyum Vidalı Diş İmplantı.
Sağlıklı Diş ve Titanyum Vidalı Diş İmplantı.

Görüldüğü gibi ideal biyomalzemeleri elde etme serüveninde son yüz yılda birbirine paralel gelişen onlarca metal, seramik, polimer biyomalzeme gerek vücut içinde gerekse vücut dışında pek çok görevi üstenecek şekilde kullanıldı, kullanılıyor. Bunun dışında biyoteknolojide, atıkların arıtılmasında, endüstriyel biyolojik üretimde ve kaçınılmaz olarak ilaç sektöründe kullanılan biyomalzemelerin hala aşılamayan, eksik kaldığı noktalar var. Doku mühendisliğindeki gelişmeler ile klasik biyomalzemelerden farklı olarak içlerine canlı hücrelerin katıldığı ve vücuda yerleştirildikten belli bir süre sonra hastanın kendi dokusuyla bütünleşerek hasarlı bölgenin iyileştirilmesini hedef alan çalışmalar yapılmakta. Bu anlamda günümüzde “biyomalzeme bilimi” tıp, doku mühendisliği, biyokimya, fizik gibi alanlarla işbirliği içerisinde ilerleyen çok alanlı gelişen ve gelecek vaat eden bir alan.

Biyolojik Tepki

Bir implant -örneğin kalça protezi- vücuda yerleştirildiğinde ameliyat sonucu bir yara oluşur ve vücut doğal iyileşme sürecini başlatır. Malzemenin yüksek biyouyumlu titanyum olduğunu kabul edersek, malzemenin üzerinde bir oksit tabakası bulunmasını bekleriz. Vücut içindeki bu malzeme, biyolojik çevre ile temas halindedir. Bu biyolojik çevrede proteinler, hücreler, enzimler, elektrik yüklü parçacıklar yani iyonlar ve elbette hücreler bulunur. Malzeme vücuda yerleştirildiğinde vücudun ilk tepkisi pıhtılaşma ve enflamasyondur. Enflamasyon kızarıklık, yanma, iltihaplanma şeklinde tanıdığımız vücut tepkisidir. Bu tepkiyi hücre çoğalması ve ortamda yeni doku oluşumu takip eder, yaralanmanın iyileşme sürecinde vücut kendini onarırken aynı işlemlerin çok benzeri yeni malzeme çevresinde de gerçekleşir. Sonuçta vücut bu malzemeyi kabul eder ve tabiri yerindeyse düzenini kurar ya da beklenen iyileşme sağlanmaz, hastanın durumu kötüye gidebilir, vücut malzemeyi reddeder. Tersi de mevcuttur, biyomalzeme vücutta yıpranabilir ve değiştirilmesi gerekebilir. Vücutta şartlar ağırdır; asitlik ya da bazlık derecesi değişkendir, örneğin kalça kemiklerimiz her gün vücut ağırlığımızın ortalama 3 katı ağırlığa dayanmak zorundadır.

Kompozit Bir Biyomalzeme Yüzeyindeki Osteoblast Hücreleri
Kompozit Bir Biyomalzeme Yüzeyindeki Osteoblast Hücreleri

Bir Biyomalzemenin Başarısı Nelere Bağlıdır?

Canlı ile etkileşime gireceğinden kullanılacak malzemenin türü elbette birincil önceliktir. Bunu hastanın durumu ve uygulamayı yapacak kişinin (bu, lens takmaya çalışan sıradan bir insan ya da yapay kalp yerleştiren bir cerrah olabilir) yetkinliği takip eder.

Femur, Kalça Eklemi Protezi
Femur, Kalça Eklemi Protezi

Bir biyomalzemenin türü belirlenirken kimyasal bileşimi, yüzey yapısı, sıvılara karşı davranışı, esneklik, aşınma direnci, elektrik yükü ve benzeri bir yığın önemli özellik gözden geçirilir. Söz konusu özellikler genel olarak kütle özellikleri, kimyasal özellikler, yüzey özellikleri ve uzun-dönem özellikler olarak sınıflandırmak da mümkün. Bu özellikler ışığında kullanım amacına en uygun biyomalzeme seçilir, ihtiyaç doğrultusunda modifiye edilir veya gerektiği yerde yeni malzemeler üretilir. Bu alandaki bilimsel çalışmalar bu noktada sürmektedir. Malzemelerin yüzeylerini diğer malzemelerle kaplamak ya da bir kaç malzemenin karıştırılmasıyla oluşan ve kompozit denilen maddeler üretmek güncel çalışmaların hedef ve yöntemlerinden bazılarıdır.

Cansız maddelerin kabaca canlı olanlar ile biyolojik anlamda uyumunu ifade eden “biyouyumluluk”, etkileşim veya temas halinde olduğu dokuların doğal süreçlerine engel olmayan ve dokuda istenmeyen tepkiler (zehirli artıklar, iltihaplanma, pıhtılaşma vb.) oluşturmayan malzemelerin en önemli özelliğidir. Bir malzemeyi biyomalzeme yapan, biyouyumluluğudur diyebiliriz. Yazının başında da bahsedildiği gibi insanoğlunun kaybettiği veya doğuştan sahip olmadığı işlevleri gerçekleştirmesi, uzuvlarını yerine koyması ve bunu yaparken de zarar görmemesi kullandığı maddenin biyouyumluluğuna bağlıdır.

Sonuç olarak bir tür biyomühendislik uygulaması olan biyomalzeme bilimi biyolojik yapılar ile uyumlu malzemeler üreterek hayat şartlarımızı ve yaşadığımız Dünya’yı iyileştirme çabasıdır diyebiliriz. Yazının sonuna gelirken artık “biyomalzeme nedir” ve “neden gereklidir” sorularından daha fazlasının cevabını biliyoruz. Bu malzemelerin geleceği nasıl şekillendireceğini hayal etmek size kalmış.

Kaynaklar

  1. http://ideas.ted.com/2014/02/18/a-history-of-biomaterials/
  2. http://www.tup.tsinghua.edu.cn/Resource/tsyz/013996-01.pdf
  3. http://en.wikipedia.org/wiki/Biocompatibility
  4. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2848528/
  5. http://books.google.com.tr/books?id=iCm1SJBDZwkC&pg=PA491&lpg=PA491&dq=history+of+polymeric+biomaterials&source=bl&ots=0_jX9MKnDB&sig=MvN1w6vj6Uou8D9EBS96FCugkpM&hl=tr&sa=X&ei=bb2zU_mRLIPDO76FgLAC&redir_esc=y#v=onepage&q=history%20of%20polymeric%20biomaterials&f=false
  6. http://biomaten.metu.edu.tr/turkiye-ve-dunyada-biyomalzemeler
  7. http://www.biomatin.eu/pdf/Regional_analysis_of_the_biomaterial_market.pdf

 

Biyopunk Kısaları

Kimlik Yok

Duyduğuma göre bir mahallede rutin kontrol yapan polisler aynı kimlikte 14 kişiyi tutuklamış. 14 kişi.. muhtemelen eğlenmek isteyen bir grup. Böyle bir şey ilk ne zaman kayıtlara geçecek diye merak ediyordum.

Bütün insanların kimliklerini, elektronik dövmelerle değiştirdiler. RFID çiplerinin bir tür uygulaması. Buna halkın önemli bir kısmı hayır demişti ancak çoğunluk değillerdi ve hala bir ülke vatandaşı olmak isteyen herkes bu kimlik dövmelerini yaptırmaya mecbur kaldı. Başlarda her şey kolaylaşmış gibiydi ancak resmi açıklamalar olmasa da kimliklerin hackelenebildiği ortaya çıktı. Devletin düzeltmesi gereken büyük bir sorun…

Biyonik Göz

Bir gün bütün insanların kör olma riski var. Bir anda. Babam ilk biyonik gözümü taktırmak istediğimde “Kendi gözüne değil de başkasının verdiğine mi güvenceksin?” diye sormuştu. Tüm arkadaşlarım biyonik gözleri ile internette gezinebiliyordu. Hala cep telefonuyla mı dolaşsaydım.

Bir mikroçip beyne diğeri göze. Ne düşünüyorsan gözünde, ne görüyorsan beyninde. Hatta video izlerken sesler doğrudan işitsel sinirlere iletiliyor. İnanılmaz bir his. Bir şey izliyorsunuz ancak sesi kulağınızla duymuyorsunuz. Sistemin beyindeki kısmı arkadaşlar arasında bağlanıp aynı şeylere bakmamıza da olanak sağlıyor.


Parmak Uçlarımda

Birkaç yıl önce bir internet sitesinde kendi işaret parmağına bir termal sensör yerleştiren bir adama rastlamıştım. Cisimlere dokunmadan sıcaklıklarını hissedebiliyordu. Bugün parmak uçlarımda beş farklı sensör var. Belki merak edersiniz sayayım. Baş parmağımda bir mıknatıs var ve manyetik alanı hissetmemi sağlıyor, işaret parmağımda bir termal sensör, orta parmağımda bir tür radar, yüzük parmağımda bir nem ölçer (biliyorum çok gereksiz), serçe parmağımda ise bir ivme ölçer var.


Hafıza Çipi

Bunama nasıl tedavi edildi? Beynin 2. ve 5. katmanlarına elektrotlar yerleştirdiler, beyin ne zaman bir kıpırdanma oluştursa bu elektrotlar destek oluyor ve insanlar bir şeyleri daha rahat hatırlıyordu. Bunun üzerinden 30 yıl geçti.

Bunamak mı? Tek yapmanız gereken arada bir hafıza mikroçipinizi internete bağlayıp senkronize etmek. Unuttuğunuz şeyleri geri getirebilir, dahasını yükleyebilirsiniz. Ne büyük heyecandı, ilk hafıza çipleri bir kaç kilobayttı, şimdi gigabaytlarca veri kafasının altında. Ancak hala yavaş. Veri hacmi arttıkça hatırlamak güçleşiyor.

Malesef sıkıcı, herkes her şeyi biliyor. Bilmese bile internetten dakikalar içinde indirip öğrenebilir. Az gelişmiş bir uzaylı gelse “işe alırken, insanları nasıl seçiyorsunuz” dese verecek cevabımız yok. Fark etmiyor. Zaten iş gücü makineler, beyin gücü makineler. Sahi bunca insan nasıl vakit geçiriyor?


Çip Karşıtı

Kim olduğum önemli değil. Her şey buz dolabındaki abur cuburları yerken mahremiyetin tanımını düşümem ile başladı. Eski kitaplarda “gizlilik” olarak ifade edilirdi. Gizlilik… İnsanlar nerede yaşadığımı bilmiyordu fakat internetten kalp ritmimi izleyebiliyorlardı. İnanılmaz bir karmaşa. Şirketler herkese mikroçipler taktı, oldukça yüksek fiyatlara. İnsanlar bunlarla kendi bedenlerini takip edebiliyordu ve elbette inkar etseler de şirketler de. Her hizmetin bedeli olarak borcunu ödeyemeyen insanlar olduğunda şirket bir ekip gönderip çipini geri alıyordu.

İnsanlar çipleri ne için bu kadar göze alabiliyordu. Biraz moda biraz insan kapasitesini aşma heyecanı. İnternete giren bir beyin, rüyaları kaydeden cihazlar henüz ortadan kaldırılmamış hastalıkların tedavisi ve elbette biyolojik verileri sosyal ağlarda paylaşabilme imkanı.

İnternette “fazla yağlarını yakmanız için” mikroçiplere yüklenen yazılımlardan aşırı sıkıldığım bir gün, çip karşıtı bir blog oluşturdum. Başta eğlencesineydi ancak sonra kendimi bir anda insanlara çiplerini nasıl engelleyebileceklerini, çıkarabileceklerini veya hackleyebileceklerini anlatan yazılar yayınlarken buldum. İnanılmaz bir güruh bir kıvılcımı bekliyor gibiydi ve bir lidere ihtiyaçları yoktu. İnsanlara eski tanımıyla mahremiyeti vermek için yanıp tutuşuyorlardı. Biyohackerlar denilen bir kitle oluştu ve çiplere mahremiyet sınırları koyan yazılımlar ve donanımlar üretmeye başladık.