Kategori arşivi: Bilim

ChIP-Seq: DNA İlişkili Proteinlerin Görev Yerlerini Bulmak

Bilim öncelikle doğayı anlamaya çalışır. Işığı, sesi, maddeyi; bir şeylerin diğerleri ile etkileşimini, süreçleri, olayları kısacası olan biten her şeyi. Anladığı şeyleri taklit etmeye, sürdürmeye, engellemeye, kontrol etmeye, geliştirmeye çalışır.

Bilimin karmaşık görünen yöntemlerinin altında yatan mantık çoğu zaman çok doğrudan ya da basittir fakat zekicedir. Biyolojik ortamlar söz konusu olduğunda ise yaşayan, dinamik bir dünyayı gözlemlemek oldukça zordur. Her şeyin hem de her şeyin moleküllerin birbiri ile etkileşiminden ibaret olduğu bir alana burnunuzu sokmak için zekice kurgulanmış bir yönteme ihtiyaç duyarsınız. Tıpkı DNA’nın üzerinde görev yapan proteinleri gözlemlemek için onları bulundukları yere sabitlemek gibi.

ChIP-Seq: DNA İlişkili Proteinlerin Görev Yerlerini Bulmak yazısının devamı

Reklamlar

Biyoinformatik

Bu alanın adını artık daha çok duymaya başlayacaksınız; belki en azından bu blogu okudukça.

Türkiye’de biyoinformatik alanında güzel şeyler oluyor. Bunların büyük ölçüde öncülerinden olan Ahmet Raşit Öztürk tarafından düzenlenilen biyoinformatik kampında yer alıyorum, Kayseri’de.

Geçtiğimiz hafta yoğunlaştırılmış bir biyoinformatik kursu, 100’ün üzerinde katılımcı ile gerçekleşti, onları uğurladıktan sonra buradan da takip edebileceğiniz gibi çekirdek bir ekip 5 haftalık bir kampa devam edeceğiz.

Biyoinformatik Kampı sürecinde her hafta (belki daha sık) buradan bir şeyler paylaşacağım. Ne yaptığımızı daha çok bir ortak blogda yazıyor olacağız; ancak buradan da ilgi çekici kısımları elbette paylaşıyor olacağım. Bu alana ilgi duymak istiyorsanız elimden geldiğince buna teşvik edeceğim. İlgili yazılara üstteki menüde bulunan Biyoinformatik sekmesinden ulaşabilirsiniz.

Biyoinformatik yazısının devamı

Kaspersky Lab 2045 Tahminleri

Yaklaşık 30 yıl önce düzenli bir şekilde kullanmaya başladığımız kişisel bilgisayarlar, yaşamı ve toplumu dönüştürmeye başladı. Kaspersky Lab uzmanları, bu yıl dönümü nedeniyle geleceğe bakmaya ve bugünden 30 yıl sonra, 2045 yılının yeni dijital gerçekliğinde bilişim teknolojisinin hayatlarımızı nasıl geliştirmiş ve değiştirmiş olabileceğini hayal etmeye karar verdi.

Robotlar, Her Yerde

Çok geçmeden Dünya nüfusu hemen hemen milyarlarca insan ve neredeyse tüm ağır ve rutin işleri üstlenecek milyarlarca robot içeriyor olacak. İnsanlar robotlar için yazılım geliştiriyor olacak ve bilişim teknolojileri şirketlerin şu an insanlar için ürettikleri gibi robotlar için indirilebilir ve yüklenebilir programlar geliştirdiği bir sektör olacak.

Mekanik İnsanlar

Belirli ölçüde robot ve insan arasındaki sınırlar bulanıklaşacak. Nakillerde elektronik olarak kontrol edilebilen yapay organlar kullanılmaya başlanacak ve protezler rutin cerrahi işlemler olacak. Nanorobotlar bedenimizde daha derine ulaşıp hasta hücrelere ilaç salımı ve mikroameliyatlar yapabilecek. Özel yerleştirilmiş sensörler insanların sağlık durumlarını takip edecek, bu bilgilleri doktor tarafından görülebilecek şekilde çevrimiçi olarak depolayacak. Tüm bu gelişmeler yaşam sürelerinde önemli bir artışa yol açacaktır.

Akıllı Evler

İnsanlar tamamen otonom akıllı evlerde yaşayacaklar. Bu evlerin yazılımı evin elektrik, su, gıda ve sarf malzemelerinin tüketimi ve ikmali ile ilgilenecek; böylece ev sahibi sadece faturaları ödemek için yeterli parası olup olmadığını kaygı edecek.

Hiper Zeka

Dijital öz benliğimiz nihayetinde kendini düzenleme yeteneğine sahip ve gezegendeki yaşamı yönetecek tek bir küresel altyapıya dahil olacak. Sistem bir miktar bugünün TOR ağına benzeyecek; aktif ve etkin kullanıcılar moderatör haklarına sahip olacak. Sistem, kaynakları insanlar arasında dağıtarak silahlı çatışma ve diğer insani eylemleri önleyecek şekilde donatılacak.

3 Boyulu Baskı, Daha Hızlı Daha Ucuz

Tarih kitaplarına terk edilecekler sadece can sıkıcı işler değil, bazı şeylerin üretimine artık ihtiyaç duyulmayacak. 3 boyutlu yazıcılar bizleri istediğimizi tasarlayıp, üretebilir hale getirecek. Kap kacak gibi ev aletleri, kıyafetler hatta geleceğin evleri için tuğlalar gibi.

Bilgisayarlar Tarihe Karışıyor

Kişisel bilgisayarlar bilişim teknolojilerinde patlama yaratmış olabilir ancak 2045’ten itibaren onları muhtemelen sadece müzelerde göreceğiz. Daha açık ifadeyle bilgisayarlarla yaptığımız gibi veriler ile uğraşmak için tek bir alete ihtiyacımız olmayacak. Daha kapasiteli akıllı cihazlar ve farklı aletler bugünün bilgisayarlarının fonksiyonlarını devralacak. Örneğin finansal analizler kişisel bilgisayar kullanan bir muhasebeci tarafından değil, elektronik belgeler kullanan ilgili bir kuruluş tarafından kontrol edilen bir sunucu tarafından yapılacak.

Teknofobi

Herkes cesur yeni robotik dünya için heyecanlanmayacaktır. Olasılıkla otonom yaşam tarzları, akıllı evler ve robotlar geliştirilmesine karşı çıkanlar olacaktır. Bilişim teknolojileri alanındaki gelişmelere muhalefet olanlar, belirli iş kolları için akıllı sistemleri, cihazları ve robotları kullanmaktan çekinecek ve herhangi bir dijital kimliğe sahip olmayacak.

Çeviri
“Robots Replacing People, Robots Serving People: Kaspersky Lab Presents a Forecast for 2045”, 22.02.2015, Virus News, Kaspersky Lab

 

 

Kablosuz Çalışan Beyin-Makine Arayüzü

Gizli örgütlerin beyin yıkama paranoyası, bilim-kurgunun zihin kontrolü teması, cisimleri uçurmak gibi psişik güçler… Hepsi bir yana beynimizde kontrol edebildiğimiz elektronik cihazlar artık herkes tarafından ulaşılabilir durumda.

Bugün televizyonu cep telefonuyla, kahve makinesini tablet bilgisayarla uzaktan kontrol edebiliyoruz. Hatta benim gibiler için bir şeyleri başka bir şey ile kontrol etmek bazen bir fanteziye dönüşebiliyor. Şüphesiz bir uzaktan kontrol yöntemi de beyin ile kontrol. Bunu yapabilmek için geliştirdiğimiz kavram ise “beyin-makine arayüzü.” Oldukça heyecan verici bir alan. Detaylı bilgiler için Açık Bilim’deki ilgili yazıyı okuyabilirsiniz (Beyin-Makine Arayüzleri, Gökhan İnce)

Bu sistemler nöron aktivitelerini izlemek için kullanılıyor ve elde edilen verileri bir anlamda yorumluyor. Bunun için kafa derisi üzerine veya doğrudan beyne yerleştiriyorlar. Kafa derisinden nöron gruplarının toplu hareketerini izleyebilen EEG sistemleri bir kaç yüz dolara satın alınabilecek cihazlara bir süre önce dönüşmüş durumda bunlardan popüler bir tanesi Emotiv Epoc‘tur. 399$’a satın alıp beyninizle bir şeyler kontrol etmeye çalışabilirsiniz. Bu sistemler malesef hayalini kurduğumuz kadar verimli çalışmıyorlar, henüz. Bu cihazlarla bir şeyler kontrol etmek için yüksek bir konsantrasyon gerekiyor. Buna rağmen bu cihazlarla oldukça ilginç şeyler yapılabiliyor. Örneğin, Toyota’nın desteğiyle geliştirilen ve vitesi beyin aktivitesi ile değiştirilebilen bir bisiklet.

q

İnsanoğlunun vücuduna bir şeyler yerleştirme cesareti arttıkça doğrudan beyne yerleştirilen elektrotlara sahip daha verimli, hassas beyin-makine arayüzleri üzerinde çalışılıyor. Son yirmi yılda ivmelenen bu alan felçli bir kadının protez kolu laboratuvar asistanları eşliğinde kontrol edebileceği seviyelere gelmişti. Yakın zamanda duyurulan “Cereplex-W” adlı henüz insan deneyleri için onay almamış kablosuz bir sistem bu alanın beklediğimizden hızlı gelişeceğine dair heyecan yaratıyor. Yeni cihaz avuçiçi büyüklüğünde bir tür verici, kafatasına yerleştiriliyor ve beyne yerleştirilmiş bir çipten aldığı verileri yayıyor. Geliştiricilerinden Arto Nurmikko cihazın konut internet bağlantısı kadar hızlı veri aktarabildiğini söylüyor bununla öncelikli hedefleri felçli kişilerin televizyon, bilgisayar gibi aletleri, tekerlekli sandalye veya bir robot kolu kablosuz bir sistem ile kontrol
edebilmesini sağlamak.

Elimizdeki en gelişmiş beyin-makine arayüzleriyle bugün felçli hastaların kendi başlarına aktivite gösterebilmeleri sağlanmaya çalışıyorsa da beynimiz ile kontrol edebildiğimiz bir dünyanın kapıları yavaş yavaş açılıyor. Beyin-makine arayüz teknolojileri henüz emekleyen birer bebek. Ebevenylerini sabırsızlandıran türden.

Biyomalzemeler Var Mıdır?

Artık giderek daha fazla “biyo” ön ekli ifadeyle karşılaşıyoruz. Bu ifadelerin nerden çıktığı, temelde neye dayandığının halk tarafından anlaşılamamış olması bir yana, “biyoenerji ile tedavi” gibi bilimdışı kullanımlar nedeniyle de yanlış bir ün kazanıyorlar.

İnsan, doğası gereği sağlık sorunları yaşayan bir organizma. Koruma, önleme sistemleri, iyileşme özellikleri olsa da insan vücudunun hastalık yapan bazı organizmalara karşı savunmasız kaldığı zamanlar olur. Hatta bazen öyle şiddetli olur ki bedeli kaybedilen bir diş, göz belki hayat olur. İşte bu nedele insanoğlu doğası kaynaklı zayıflıklarını gidermenin yolunu sürekli aramıştır. İhmalkarlığı yüzünden kaybettiği bir dişi yerine koymak istemiş ya da savaşta kaybettiği bacağını geri istemiştir. Bunu yaparken de biyolojik orjinaline en yakın dokuyu, malzemeyi hedeflemiştir.

Canlı bir dokunun görevini üstlenen, destekleyen veya canlı bir sistemin bir parçası olarak görev alan yapay ya da doğal malzemelere biyomalzemeler denir ve herhangi bir canlı dokusu kadar vücut sıvılarıyla sürekli veya aralıkla temas halinde olurlar.

Antik çağın ameliyat dikişlerine kadar uzanan binlerce yıllık bir geçmişle kabul edilen biyomalzemeler yoğun olarak 20. yüzyıldan itibaren gündemde olmuştur. Dahası bu tür malzemeler için “biyomalzeme” ifadesi ise ilk defa 1966 yılında kullanılmıştır [2]. Aradan geçen yaklaşık 50 yılda biyomalzemelerin yapısı ve etkileşimlerinin daha iyi anlaşılması ile bilimsel ve ticari anlamda ciddi ilerlemeler kaydedilmiştir. 2011 tahminlerine göre dünya genelinde biyomalzeme pazarı 37.6 milyar dolarlık devasa bir alan, yılda ortalama %14 oranında büyüyen alanın 2017’de 83,9 milyar dolara kadar genişlemesi bekleniyor [6] .

Diyaliz makineleri, yapay eklemler, diş implantları, yapay kalp, ameliyat iplikleri, plastik cerrahi, kontakt lensler aslında günlük hayatlarımızda artık daha sık işittiğimiz, karşılaştığımız biyomalzeme uygulama alanları. Tıp, ilaç, diş hekimliği yanında biyoteknoloji alanında da sıkça kullanılan biyomalzemeler hasarlı dokunun değiştirilmesi, tedavi edilmesi, iyileşmenin desteklenmesi ya da bir sorunun teşhis edilmesi gibi çeşitli amaçlara sahip.

Kontakt Lens
Kontakt Lens

1800’lerin sonunda ortaya çıkan, vücut içine yerleştirilen fildişi protezler Myanmar gibi ülkelerde 1980’lere kadar kullanıldı. 1900’lerin başında implant malzemesi olarak saf metaller kullanılıyordu. Bu malzemelerin başarısı 1930’larda gelişen ameliyat teknikleri ile daha da arttı ve sahneye vitalyum gibi alaşımlar çıktı. Ancak metallerin aşınma problemi vardı ve bilim insanları kemik dokusuna bağlanabilecek çeşitli cam ve seramik malzemeler üzerinde çalışıyordu. Bu bilim insanlarından biri olan Larry Hench tarafından 1969’da biyoaktif cam ya da biyocam implant tarihinde yerini aldı.

Milattan önceki dönemlerde kullanılan keten ve ipek iplikler yaraların kapatılmasında ameliyat iplikleri olarak kullanılmıştır. II. Dünya Savaşı’nda ve sonrasında gelişen yapay polimer malzeme teknolojileri, medikal tekstil alanını meydana getirdi. Böylece ilk defa vücutta zaman içinde bozunarak zararlı atıklar bırakmayan sentetik ameliyat iplikleri geliştirildi; kullanılan malzeme poliglikolik asitti.

Vücutta Çözünebilen, Poliglikolik Asit Ameliyat İpliği
Vücutta Çözünebilen, Poliglikolik Asit Ameliyat İpliği

Polimer teknolojilerinde 20. yüzyıldaki gelişmeler sayesinde polimerler diş hekimliğinden kalp-damar cerrahisine kadar yaygın bir alanda kullanılmaya başlandı. Göz hastalıklarında örneğin katarakt tedavisinde PMMA gibi polimer malzemeler 60 yılı aşkın süredir kullanılıyor. Polimerler vücut sıvıları ile temasları sonucu şişebilirler veya işlenmesi sırasında özellikleri değişebilir. Metaller, polimerlerin dayanımlarının zayıf kaldığı alanlarda, sağlamlıkları ve dirençleri nedeniyle tercih edilir ancak düşük biyouyumlulukları, korozyona uğramaları veya doğal dokudan çok daha sert olmaları ise metallerin dezavantajlarıdır. Ancak titanyum gibi yüksek biyouyumlu metaller olabildiği gibi zehirleyici etkiye sahip polimerler de mevcuttur.

Sağlıklı Diş ve Titanyum Vidalı Diş İmplantı.
Sağlıklı Diş ve Titanyum Vidalı Diş İmplantı.

Görüldüğü gibi ideal biyomalzemeleri elde etme serüveninde son yüz yılda birbirine paralel gelişen onlarca metal, seramik, polimer biyomalzeme gerek vücut içinde gerekse vücut dışında pek çok görevi üstenecek şekilde kullanıldı, kullanılıyor. Bunun dışında biyoteknolojide, atıkların arıtılmasında, endüstriyel biyolojik üretimde ve kaçınılmaz olarak ilaç sektöründe kullanılan biyomalzemelerin hala aşılamayan, eksik kaldığı noktalar var. Doku mühendisliğindeki gelişmeler ile klasik biyomalzemelerden farklı olarak içlerine canlı hücrelerin katıldığı ve vücuda yerleştirildikten belli bir süre sonra hastanın kendi dokusuyla bütünleşerek hasarlı bölgenin iyileştirilmesini hedef alan çalışmalar yapılmakta. Bu anlamda günümüzde “biyomalzeme bilimi” tıp, doku mühendisliği, biyokimya, fizik gibi alanlarla işbirliği içerisinde ilerleyen çok alanlı gelişen ve gelecek vaat eden bir alan.

Biyolojik Tepki

Bir implant -örneğin kalça protezi- vücuda yerleştirildiğinde ameliyat sonucu bir yara oluşur ve vücut doğal iyileşme sürecini başlatır. Malzemenin yüksek biyouyumlu titanyum olduğunu kabul edersek, malzemenin üzerinde bir oksit tabakası bulunmasını bekleriz. Vücut içindeki bu malzeme, biyolojik çevre ile temas halindedir. Bu biyolojik çevrede proteinler, hücreler, enzimler, elektrik yüklü parçacıklar yani iyonlar ve elbette hücreler bulunur. Malzeme vücuda yerleştirildiğinde vücudun ilk tepkisi pıhtılaşma ve enflamasyondur. Enflamasyon kızarıklık, yanma, iltihaplanma şeklinde tanıdığımız vücut tepkisidir. Bu tepkiyi hücre çoğalması ve ortamda yeni doku oluşumu takip eder, yaralanmanın iyileşme sürecinde vücut kendini onarırken aynı işlemlerin çok benzeri yeni malzeme çevresinde de gerçekleşir. Sonuçta vücut bu malzemeyi kabul eder ve tabiri yerindeyse düzenini kurar ya da beklenen iyileşme sağlanmaz, hastanın durumu kötüye gidebilir, vücut malzemeyi reddeder. Tersi de mevcuttur, biyomalzeme vücutta yıpranabilir ve değiştirilmesi gerekebilir. Vücutta şartlar ağırdır; asitlik ya da bazlık derecesi değişkendir, örneğin kalça kemiklerimiz her gün vücut ağırlığımızın ortalama 3 katı ağırlığa dayanmak zorundadır.

Kompozit Bir Biyomalzeme Yüzeyindeki Osteoblast Hücreleri
Kompozit Bir Biyomalzeme Yüzeyindeki Osteoblast Hücreleri

Bir Biyomalzemenin Başarısı Nelere Bağlıdır?

Canlı ile etkileşime gireceğinden kullanılacak malzemenin türü elbette birincil önceliktir. Bunu hastanın durumu ve uygulamayı yapacak kişinin (bu, lens takmaya çalışan sıradan bir insan ya da yapay kalp yerleştiren bir cerrah olabilir) yetkinliği takip eder.

Femur, Kalça Eklemi Protezi
Femur, Kalça Eklemi Protezi

Bir biyomalzemenin türü belirlenirken kimyasal bileşimi, yüzey yapısı, sıvılara karşı davranışı, esneklik, aşınma direnci, elektrik yükü ve benzeri bir yığın önemli özellik gözden geçirilir. Söz konusu özellikler genel olarak kütle özellikleri, kimyasal özellikler, yüzey özellikleri ve uzun-dönem özellikler olarak sınıflandırmak da mümkün. Bu özellikler ışığında kullanım amacına en uygun biyomalzeme seçilir, ihtiyaç doğrultusunda modifiye edilir veya gerektiği yerde yeni malzemeler üretilir. Bu alandaki bilimsel çalışmalar bu noktada sürmektedir. Malzemelerin yüzeylerini diğer malzemelerle kaplamak ya da bir kaç malzemenin karıştırılmasıyla oluşan ve kompozit denilen maddeler üretmek güncel çalışmaların hedef ve yöntemlerinden bazılarıdır.

Cansız maddelerin kabaca canlı olanlar ile biyolojik anlamda uyumunu ifade eden “biyouyumluluk”, etkileşim veya temas halinde olduğu dokuların doğal süreçlerine engel olmayan ve dokuda istenmeyen tepkiler (zehirli artıklar, iltihaplanma, pıhtılaşma vb.) oluşturmayan malzemelerin en önemli özelliğidir. Bir malzemeyi biyomalzeme yapan, biyouyumluluğudur diyebiliriz. Yazının başında da bahsedildiği gibi insanoğlunun kaybettiği veya doğuştan sahip olmadığı işlevleri gerçekleştirmesi, uzuvlarını yerine koyması ve bunu yaparken de zarar görmemesi kullandığı maddenin biyouyumluluğuna bağlıdır.

Sonuç olarak bir tür biyomühendislik uygulaması olan biyomalzeme bilimi biyolojik yapılar ile uyumlu malzemeler üreterek hayat şartlarımızı ve yaşadığımız Dünya’yı iyileştirme çabasıdır diyebiliriz. Yazının sonuna gelirken artık “biyomalzeme nedir” ve “neden gereklidir” sorularından daha fazlasının cevabını biliyoruz. Bu malzemelerin geleceği nasıl şekillendireceğini hayal etmek size kalmış.

Kaynaklar

  1. http://ideas.ted.com/2014/02/18/a-history-of-biomaterials/
  2. http://www.tup.tsinghua.edu.cn/Resource/tsyz/013996-01.pdf
  3. http://en.wikipedia.org/wiki/Biocompatibility
  4. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2848528/
  5. http://books.google.com.tr/books?id=iCm1SJBDZwkC&pg=PA491&lpg=PA491&dq=history+of+polymeric+biomaterials&source=bl&ots=0_jX9MKnDB&sig=MvN1w6vj6Uou8D9EBS96FCugkpM&hl=tr&sa=X&ei=bb2zU_mRLIPDO76FgLAC&redir_esc=y#v=onepage&q=history%20of%20polymeric%20biomaterials&f=false
  6. http://biomaten.metu.edu.tr/turkiye-ve-dunyada-biyomalzemeler
  7. http://www.biomatin.eu/pdf/Regional_analysis_of_the_biomaterial_market.pdf

 

Felix’in Rekoru Kırılıverdi

Sabah okuduğum bir haber ile dumur oldum. Alan Eustace, yükseklerden atlamış ve “Korkusuz Felix”in rekorunu kırıvermişti. Bu sıradan günde kim böyle bir haber bekliyordu ki? Zaten Google’da başkan yardımcısı olan Alan Eustace de bunun böyle sessiz sedasız olmasını istemişti. Öte yandan bu sabah Felix’in atlıyışına verilen değer bir anda yerle bir oldu çünkü “demek ki o kadar da abartılacak bir şey değil”di. Hatırlayalım Felix’i 8 milyon kişi canlı izlemişti.

Haberlere göre Eustace, haberdar olduğu Biosphere2 projesinin yürütücülerinden Taber MacCallum’a yapmak istediği bu şeyden bahşetmiş. Böylece MacCallum’un şirketi Paragon Science Development Corporation, Eustace’a bir yaşam destek kıyafeti hazırlamış. Elbette her şey bu sabah öğrendiğimiz gibi “oluvermemiş” Eustace bu atlayış için bir kaç yıldır gizlice çalışıyormuş. Kendisini pazarlama çalışması olarak görülmesin diye Google’ın maddi desteğini geri çevirdiği için de tebrik etmek gerek.

Bu atlayışlardan böylece üç tane olmuş oldu. İlki 1960’da 32.9 kilometreden koli bandıyla sağlamlaştırılmış elbisesiyle atlayan Joe Kittinger, ikicisi 2012’de reklamcılık tarihine altın harflerle kazınan Red Bull etkinliği ve son olarak geçtiğimiz cuma 41,4 kilometreden atlayan Alan Eustace.

Eustace, Felix’in kapsülüne nispeten doğrudan kıyafetine bağlı yaklaşık 1 milyon litre helyum ile dolu bir balonla yükselmiş ve saatte 1322 kilometre hızla (yolda ses hızını da aşarak) Dünya’ya dönmüş.

İki yıl önce aylar öncesinden haber alıp evde canlı yayınını beklediğim Felix’in atlayışını düşünüyorum da ne kadar da safmışız. Evet belki kendisinin yaptığını “Ay’a ayak basmak”la bir tutmadık ama; özellikle sosyal medyada yarattığı etkiyi hatırlarsınız. Bunu oluşmasındaki sebepleri bugün daha net görebiliyoruz. Öncelikle Felix Baumgartner’ı kahraman, Alan Eustace’ın ise hala Google’ın başkan yardımcısı yapan şeyin Red Bull’un harcadığı 30 milyon dolar olduğunu söylersek kimse karşı çıkmaz sanırım.

Red Bull işe atlayış öncesinde gazetelerin baş sayfalarına, televizyonlara reklam vererek; bir geri sayım ile gaza getirerek, pek çok gereksiz endişeyi gözümüzde büyüterek başlamış. Sonra grafikler, özel videolar, kısa belgeseller, röportajlar…  Örneğin kapsül ve atlayışın kontrol merkezi. Bir balonla yukarı çıkan ve paraşütle atlayacak olan biri için NASA’nın uzay görevlerindeki kadar kalabalık bir kontrol odası görüntüsü…

Adsız

Bu, görüntülerin çoğunda izleyen adamlar muhtemelen Felix’le muhabbet etmek, kameraları ve canlı yayını idare etmek için çalışıyor bizler de “mission control” yazısının endamına aldanarak uzaya adam gönderiyorlar zannediyorduk.

Eustace’in atlayış videosunda “abi kapsüle para harcamayalım” diyerek adeta “direkt balona bağlayın beni halledelim bugün” görüntüsünde yükseldiğini görüyoruz. Felix’in kapsülü ise kendisini kapıya kadar uğurlamıştı yanlış hatırlamıyorsam.

Zaten daha o günden Red Bull’un tüm Dünya’ya bir pazarlama dersi vermiş olduğundan bahsediliyordu ama olayın şatafatından bu konuya pek kulak asılmıyordu. Bizi ürküttüler. Kimse Joe Kittinger’ın kıyafetinin koli bandıyla birleştirildiğinden ya da 1959’daki denemelerinin birinde bayıldığından ancak otomatik paraşüt sisteminin onu sağ sağlim indirdiğinden bahsetmedi. “Aman Felix’in kıyafeti yırtılır da telef olur” “Aman çok dönmekten bayılır da bilinçsiz düşer” diye endişelene endişelene adamı uzaya çıkıyor sandık. Hatta bir yerel televizyon kanalı kendisinin “ışık hızını” aşmayı hedeflediğini zannediyordu.

Bugün 57 yaşındaki bilgisayar bilimcisi Alan Eustace’ın serbest düşüş yükseklik rekorunu kırmasının buruk sevincini yaşıyoruz.

Hoşçakal kahraman Felix.


 

Sinemadan Edebiyata: Çılgın Bilim İnsanı

Dağınık saçları, kurnaz bakışları, boğazlı önlüğü ve eldivenleriyle çılgın bilim insanı figürüne dünya klasiği romanlarda, dizilerde, sinema filmlerinde, çizgi-romanlarda ve daha pek çok alanda oldukça sık rastladığımız bir gerçek. Özellikle bilim-kurgu türünün olmazsa olmazlarından sayılan bu çılgın bilim insanları Howie tarzı boğazlı önlükleri Almanca’dan devşirme soyadları ve kendilerine özgü aksanları ile kahkaha atan sinir bozucu bir klişeye dönüşmüş durumda.

Açık Bilim/ Eylül ’14/ Sinemadan Edebiyata: Çılgın Bilim İnsanı

Tüm bu bilgilere ne olacak?

Uzunca bir süre önce Foursquare ile itinayla Check-in yapıp puan toplamaya çalışıyordum. Ancak puanlar dönemseldi ve sıfırlanıyordu. Badge’ler falan alınsa da bir süre sonra hayatıma hiçbir şey katmayan bu check-in olayını bıraktım. Bugün sorduğum sorulardan biri: “Neden her gittiğim yeri herkese bildireyim ki?”

iOS8’le gelen yeniliklerden biri de Apple’ın yeni Health uygulaması. Sağlığımızla ilgili her şeyi tam anlamıyla her şeyi kayıt altında tutabilen bir uygulama. Bu tür uygulamalara zaten yabancı değildik, son dönemde attığımız her adımı takip eden akıllı bileklikler ile gece uykularımızı bile takip edebiliyoruz.

Yenilikler, teknolojiler, aletler her gün hayatımıza farklı bir alandan dahil oluyorlar ve bizlerin “gizlilik” anlayışı sessizce değişiyor. Ne sıklıkta tuvalete gittiğimizin ya da cüzdanımızda aslında ne kadar para olduğunun internette yayınlanması insanları tedirgin etmiyor; aksine bunları kendi elimizde yayınlıyoruz.

Yediğimiz besinleri ve aktivitelerimizi kaydeden bir uygulama sağlık sorunları yaşadığımızda doktorlara yardımcı olacaktır. Öte yandan check-in’ler de evde olmadığınız anları takip eden bir hırsızın işine yarayacaktır. İnsanlık tarihinde ilk defa herhangi bir insan hakkında bu kadar fazla bilgiye bu kadar kolay ulaşabiliyoruz. Şirketlerin, takipçilerimizin veya polisin bu bilgiler ile neler yapabileceğini kestiremiyoruz; Facebook’ta beğendiğimiz sayfalardan kişiliğimiz hakkında bilgi edinilebildiği örneğinden yola çıkarak sandığımızdan çok daha fazla bilgiyi internete verdiğimizi kabul etmeliyiz.

Bu durumda “gizlilik” anlayışının neye benzeyeceğini öngöremiyorum. Daha doğrusu gizlilik eşiğimiz sürekli sürekli aşılarak yok mu olacak?

Gelişmiş yaşam şartları, uzay teknolojileri, uçan arabalar bir yana; insanlara Google Glass gibi gözlükler ile baktımız gelecekte sadece kim olduklarını değil muhtemelen ceplerindeki parayı, ne kadar kafein aldıklarını, spor yapma sıklıklarını göreceğiz; ve bu, pek az insanı tedirgin edecekmiş gibi görünüyor.

Bugün kapalı -private- hesaplarla kendimizi kandırıyor olsak da, özel hayatlarımızı internette yayınlamaktan daha öte bir durumun içerisindeyiz: gizlilik anlayışımızdaki değişim. Bunu kontrol altında tuttuğumuzu düşünsek de çeşitli uygulamalar; akıllı bileklikler gibi donanımlar özel hayatlarımızı internete depoluyor.

Tüm bu bilgilere ne olacak?

Biyopunk ve Kişisel Biyoteknoloji

142750671_29ad32e521_b

Bilim kavramı toplumun çoğu bireyi için beyaz önlüklü bilim insanları tarafından yüksek teknolojili laboratuvarlarda yapılan çalışmaları çağrıştırır çünkü çoğu zaman bilim insanları laboratuvarlarda tam olarak ne yaptıklarını herkesin anlayacağı şekle sokmakta zorlanır. Açık Bilim gibi toplumun bilime erişimini artırmak amacıyla yapılan yayınlar, günlük hayatlarımıza hatırı sayılır seviyede “gerçek” bilgi ve doğru yöntemler kazandırmakta ve bilim ile toplum arasındaki duvarları yıkmaya çalışmakta. Öte yandan modern yaşam ile insanların kendi hayatları üzerinde daha fazla hak sahibi olmak istediğini görüyoruz ve bu durumun internetin hayatlarımıza kattığı “erişilebilirlik” kavramı ile desteklediği de inkar edilemez.

Açık Bilim/ Haziran ’14/ Biyopunk ve Kişisel Biyoteknoloji

Robocop’un Beyninde Neler Oluyor?

Kurgulanan pek çok gelecek senaryosunda, bilinç geliştiren robotların insanoğluna hükmettiğini görüyoruz. Sayısız tartışma dur durak bilmeden sürüyor. Peki yapay zekaya sahip bir makineyi insan beyniyle entegre edersek? Bir “Robocop” yapmak istersek?

Bu yazıda, bir yarı-insan, yarı-makine olan Robocop üzerinden yapay zeka ve teknolojinin beyin gibi biyolojik bir yapıyı nasıl etkileyebileceğine dair olasılıkları; beynin yapısını, implantları ve nöropsikolojik anlamda Robocop’u inceleyeceğiz.

Açık Bilim/ Mayıs ’14/ Robocop’un Beyninde Neler Oluyor?

Eve Kapanmak İçin Bir Sebep: Microsoft Kinect

 

6601740519_be2f2abca5_o

Bugün oyun konsolu dendiğinde üstü tozlanmış Atari’ler bir yana Sony’nin Play Station’ı özellikle Türkiye’de akla ilk gelen üründür. Şüphesiz, yıllardır hayatımızda. Bu oyun konsolu, Atari’den nasibini almış bir nesil için muazzam bir sıçramaydı, hatta kaliteydi. Elbette her teknolojik ve ticari ürün gibi gelişimden nasibini aldı. Sony’nin oyun dünyasındaki yükselişi, markalaşması Microsoft’u ve bu işe yıllarını vermiş Nintendo’yu da kamçılamış olmalı ki oyun sektörü son 20 yıl içinde muazzam bir ilerlemeye tanık oldu. Bu ilerlemenin sonucu, daha hızlı işlemciler ya da daha gerçekçi görseller değil, video oyunu anlayışının değişimiydi.

Açık Bilim/ Mart ’14/ Eve Kapanmak İçin Bir Sebep: Microsoft Kinect

Biyolojik Savaş ve Biyosilahlar

7420953520_e7b5434107_b

Kimse bilmezdi gerçekte ne olduğunu, olan bitene hastalık demişlerdi sadece. Kim bilir belki de hastalıkları tanrılar veriyordu; üzerine gittik. Zamanla öğrendik o ufak canlıları, hastalıklara bakış açımız da değişti ya da daha az korkuyorduk artık. Zamanla bizim sözümüz geçmeye de başlamıştı. Hastalıkları yenebiliyorduk ya da birbirimize hastalıklarla saldırabiliyorduk. İnsanlığın gelişimini kim durdurabilir; laboratuvarlar kurduk, hastalıklar üretmeye başladık. Silahlarımız vardı, hastalık saçıyordu. İnsanlık hiç diyor mudur kendine, keşke bilmeseydik gerçeği diye?

Açık Bilim/ Aralık ’13/ Biyolojik Savaş ve Biyosilahlar